21 Nisan Perşembe günü Show TV’de yayınlanan ve Serap Ezgü’nün sunduğu “Biz Bize” adlı kadın programına kendisinden ve şiddetinden çocuğuyla beraber kaçan karısını arayan dayakçı bir koca konuk oldu. Bu ve benzer programların devredilemez ve vazgeçilemez “malzemesi” olan bu konu ve konuklar çok alışılmış hatta artık neredeyse sıradan. Ancak bu kocanın karısına uygula(ma!)dığı şiddeti dışında dillendirmek istediği bir maruzatı daha vardı. Uyguladığı şiddet, ona göre o kadar meşruuydu ki, kendisini aklamak için artık tek muhatabı, yıllardır şiddet uyguladığı karısı değil, aynı zamanda yıllardır kadına yönelik aile içi şiddete karşı mücadele eden Mor Çatı da hedefler arasındaydı. Koca, kendisine gerekli zeminin hazırlanmasını da fırsat bilerek, Mor Çatı hakkında hiçbir gerçekliği olmayan suçlama içeren iddialarda bulundu. Ne var ki beni bir Mor Çatı gönüllüsü olarak ilgilendiren asıl mesele işin bu yüzü değil. Çünkü 16 yıldır kendi meşruluğunu ve politik zeminini yaratmış olan Mor Çatı’nın gönüllü bir üyesi olarak dayakçı bir kocayı muhatap almayı gereksiz buluyorum. Ayrıca Mor Çatı’daki gönüllülerin kendilerine böylesine “şiddetli” bir alan seçerek, şiddet uygulayan alile bireylerinin dönem dönem sözlü ve fiili saldırılarına maruz kaldığını biliyorum. Nitekim programa katılan eş de kısa bir süre önce şiddetinden kaçan karısının Mor Çatı’nın sığınağında kaldığını iddia ederek Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’na da baskında bulunmuştu.

Benim buradaki sorunum, programında zaman zaman şiddet mağduru kadınlarla dayanışıyormuş gibi yapan, her ne kadar programın konseptini aile içi şiddet dışında kurulduğunu iddia etseler de, kadına yönelik şiddetle ilgili ara sıra laf söyleyen ama gelin görün ki eline böyle bir “fırsat” geçince de ekrana çıkardığı kişinin, yıllardır kadına yönelik aile içi şiddetle mücadele eden bir kurum olan Mor Çatı’yı yıpratıcı açıklamalar yapmasına hiçbir müdahalede bulunmayan, program yapımcılarıyla. Bu ve benzer programların aile içi şiddeti hiçbir ekseni olmayan gayet özensiz ve dikkatsiz bir yöntemle, salt reyting kaygısıyla ele alışlarının bedelini geçtiğimiz yıllarda kadınlar hayatlarıyla ödediler. Ne var ki kadın programları yapımcılarının böylesine “verimli” bir alanı boş bırakmasını beklemek beyhude bir bekleyiş olur. Ve maalesef bu durumun yükünü yine şiddet mağduru kadınlar yüklenecektir. Kadınların yaşadığı şiddet sarmalını 2 saatlik programların reyting göstergelerinin arasına sıkıştıran bu zihniyet kendilerine defalarca kez “malzeme” sunmayı ve “malzeme” olmayı reddeden Mor Çatı’ya saldırılmasına da rahatlıkla göz yumabiliyor. Bu tarz programların sözde etik davranışı olan, kişi veya kurumların söz hakkını kullanmalarına yönelik ise hiçbir çaba göstermediler. Oysaki bu kocanın saldırılarının sadece Mor Çatı’nın kurum kimliğine yönelik olmadığını, bu saldırının aynı zamanda ortalıkta savrulan asılsız iddialardan dolayı Mor Çatı’ya başvurmaktan çekinebilecek şiddet mağduru herhangi bir kadının yaşam hakkını da gasp edebileceğini düşünmek gerekirdi. Ayrıca sığınakta kalan kadınların hissiyatları, toplum tarafından adlandırılma biçimleri, kadınların karşı karşıya kalabileceği tepkiler de oluşabilecek sorunun başka bir tarafı. Kadınların yaşadıkları şiddet sarmalından kurtulmaları için onlara herhangi bir destek vermezken, en azından kadınlarla dayanışmayı kendisine politika edinmiş, sayıları çok da fazla olmayan Mor Çatı gibi kurumların önünün kesilmemesini, yıpratılmamasını istemek çok fazla bir şey değil sanırım. Ben kendimi biraz daha duyarlılık, biraz daha akıl demekten geri alamayacağım.

Türkiye’de hala 4 evden 3’ünde kadınlar aile içi şiddete maruz kalıyorken, “ bir tokattan dahi dava açıyorlar” diyerek TCK’da yeni düzenlemelere gitmeye çalışan bir adalet bakanımız varken, terörle mücadele bahane edilerek kadınlar ve çocuklar hedef gösteriliyorken, yüzlerce kadın ve çocuk aile içinde cinsel istismara maruz kalıyorken Mor Çatı gibi kurumlara duyulan ihtiyaç daha da yakıcı hale geliyor. 

Ekrandaki kocanın Mor Çatı’yla ilgili ileri geri konuşmaları devam ederken, bir yerlerde milyonlarca kadın kapalı kapılar ardında suratlarına savrulan tokat ve yumruklardan kendilerini korumaya çalışıyorken ve ben tüm bu yaşananlara karşı “nasıllarla” başa çıkmaya çalışıken, Mor Çatı’nın başvuru odasının kapısı açılıyor ve içeriden yeşil gözleri ağlamaktan kızarmış, gözünün sol tarafındaki morluğu artık saklamayan, çünkü bunun onun ayıbı değil dayakçı kocasının ayıbı olduğunun farkında olan bir kadın çıkıyor. Telefonla bir yakınını arıyor. Nerede olduğunu soran telefondaki kişiye “Beni merak etmeyin, ben çok güvenli bir yerdeyim” diye cevap veriyor. Dünya tüm kadınlar için güvenli bir yer haline dönüşmedikçe hiçbirimiz kendimizi güvende hissetmeyeceğiz. Bu dünyayı kadınlar için daha şiddetsiz kılmaya çalışan tüm kadınlara binlerce teşekkür. İyi ki varsınız!

Mor Çatı Gönüllüsü

Zelal Yalçın