Hazırlayan:Deniz Bayram, 12 Ocak 2013 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

Türkiye dahil birçok ülke kürtajı yasaklamaya çalışırken AİHM'nin Polonya kararı fiili yasaklara karşı önemli bir adım olabilir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) geçen aylarda, kadınların cinsel ve doğurganlık haklarına ilişkin Polonya’nın, cinsel suçlarda devletin etkili soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmemesi, yasal kürtaj hakkına ulaşımın fiili olarak sağlanmaması nedeniyle sözleşmeyi ihlal ettiğine karar verdi. Küçüklerin kendi cinsel ve doğurganlık hakları konusunda otonom kararlarını verebilecekleri de kararda yer aldı.  

Kişiler, zaman , yer farklı olsa da biz bu hikâyeyi tanıyoruz. Hikâye, tıpkı bugün Türkiye ’de olduğu gibi, yasal kürtaj hakkının önündeki fiili engellere işaret ediyor.  

Yargılamaya dayanak olaylar silsilesi şöyle gelişiyor: 

P. 14 yaşında, kendisiyle aynı yaşta olan bir erkeğin tecavüzüne maruz kalıyor ve yaşadığı şehir Lublin’de bir devlet hastanesine vücudundaki morluklar ile giderek muayene olmak istiyor. Hastane bunun için ‘aile onayı’ olması gerektiğini söyleyerek P.’yi geri gönderiyor. Ertesi gün, P. ve annesi tecavüzü polise şikâyet ediyorlar ve tekrar devlet hastanesine gidiyorlar. P.’nin annesi kızına gerekli sağlık hizmetinin verilmesini istiyor. 

‘Kuvvetli şüphe’ 

P. tecavüz sonrası gebe kalıyor. P. ve annesi birlikte kürtaja karar veriyorlar. Çünkü P. henüz küçük, gebelik tecavüz sonucu meydana geldi ve P. eğitimine devam etmek istiyor.  

Polonya kürtaj yasağının en etkili olduğu ülkelerden biri. Kürtaj sınırlı olarak, suç halinde ve hayati risk mevcut olduğunda uygulanabiliyor. Kadının tecavüze maruz kalması halinde kürtajın uygulanması suçun rapor ettirilmesi ve suçun var olduğuna dair ‘kuvvetli şüphe’ olmasına bağlı. 

Olaylara devam edersek, P. ve annesi, kürtaj olmak için devlet hastanesine gittiklerinde başhekim, P.  ve annesini Katolik rahibini görmeleri için kiliseye yönlendiriyor. P.’nin annesi reddediyor ve başka bir doktora gidiyorlar. Bu doktor ise annesine P.’nin evlendirilmesi tavsiyesinde bulunuyor! 

P. ve annesi hastanede tekrar kürtajın uygulanmasını talep ediyorlar. Hastane yönetimi ise kürtajı yapacak doktorun tatilde olduğunu, beklemek zorunda olduklarını söylüyorlar. Doktor birkaç gün sonra tatilden döndüğünde ise kürtajı yapmaya karar vermek için zamana ihtiyacı olduğunu söylüyor ve P.’yi bekletmeye devam ediyor.  

Ertesi gün P., annesi çalıştığı için hastaneye kendisi gidiyor. Hastane P.’yi, kendisine sormadan, Katolik rahibi ile görüştürüyor. Görüşmede, hastanenin, P.’nin mahremiyetini ihlal ederek bilgilerini rahibe ifşa ettiği ortaya çıkıyor. 

Üç gün bekliyorlar 

Pek tabii, rahip bu görüşmede P.’yi kürtaj olmaması konusunda ikna etmeye çalışıyor ve akabinde doktor ile birlikte, kendisine gebeliğe devam etmek istediğine dair bir belge imzalatıyor. P. daha sonra, bu belgeyi  kaba davranmak istemediği için imzaladığını söylüyor. Hastanenin defalarca kürtajı reddetmesi üzerine, Lublin’de de başka hiçbir hastanenin kürtaj yapmayacağından korkuyorlar ve Varşova’ya gidiyorlar. Bir kadın örgütünün aracılığıyla başka bir hastaneyle görüşüyorlar. Lublin’deki hastane, bu kez de Varşova’daki hastaneye, P.’nin imzaladığı, kürtaj olmak istemediğine dair belgeyi gönderiyor. Hastane kürtaj için yasa gereği üç gün beklemek zorunda olduklarını söylüyor. Bu sırada P. daha önce görüştüğü Katolik rahibinden ve tanımadığı insanlardan, kendisi için dua ettiklerine ve gebeliği devam ettirmesi yönündeki telkinlere dair mesajlar almaya başlıyor. Rahip, Varşova’ya hastaneye geliyor ve annesinin yokluğunda P. ile görüşmesine izin veriliyor. P. yeniden ikna edilmeye çalışılıyor. Aynı gün, P. ve annesi hastaneden ayrılırken, kürtaj karşıtı göstericilerin tacizlerine uğruyorlar, olaya polis dahil oluyor ve P. ile annesini karakola götürüyor.  

P. ve annesi uzun süre sorguda kalıyorlar. Bu arada, Lublin Aile Mahkemesi, P.’nin okulunun ve Lublin’deki hastanenin başvurusu üzerine, annenin P.’yi kürtaj olmaya zorladığı iddiasıyla annesinin velayet hakkını kısıtlıyor. Karar Varşova polis merkezine faks çekiliyor ve P. bir sığınağa götürülüyor. Katolik kilisesine ait sığınakta P., bir odada kilitli olarak saatlerce bekletiliyor.  

Bu sırada, P.’nin annesi yasal itirazları yapıyor ve kürtajın derhal yapılması için Sağlık Bakanlığı’na başvuruyor. Bakanlık, kürtajın yapılması için P. ve annesini 500 km. uzaklıkta olan Gdansk şehrine gönderiyor ve nihayet P. kürtaj oluyor. Katolik kilisesi, P.’nin Gdansk’a gönderildiğini internette yayımlıyor.  

Polonya’da P. ve annesi bir hukuk savaşı veriyor, açılan bütün soruşturmalar takipsizlik ile sonuçlanıyor. Daha da ironik olanı, P. hakkında, tecavüzcü de 14 yaşında olduğu için, küçükle cinsel ilişkiye girmekten dolayı soruşturma açılıyor, takipsizlik kararı veriliyor. 

P. sonunda kürtaj olduğu için, AİHM’de ‘mağduriyet’ durumunun olmadığının iddia edilmesine rağmen, bir bir ihlal kararları veriliyor.  

Başvurucuların, yaşadıkları nedeniyle sözleşmenin, işkence, kötü muamele ve eziyet yasağını düzenleyen 3. maddesinin ihlaliyle P.’nin mahremiyet hakkının alaşağı edilmesi ve kürtaj hakkının fiili olarak engellenmeye çalışılması, kürtaj hakkına erişimin sağlanması için devletin gerekli pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedenleriyle özel hayatın gizliliği hakkını koruyan 8. maddenin ihlaline karar veriyor. 

Karşılaştırmalı hukukta ‘vicdani ret’ olarak kavramsallaştırılan, doktorların kürtaj karşıtlığı konusunda ise mahkeme önceki kararlarına da atfen “Bu hakkı kullanan doktor tarafından ret yazılı olarak beyan edilmeli, bu beyan hastanın bütün sağlık durumunun kayıtlarını içermeli ve kişinin başka bir hekime makul süresi içinde yönlendirmesi yapılmalı” diyor ve ekliyor: “Sağlık hizmetini sunan doktorların inanç özgürlüğü, hastanın sağlık hizmetine erişim hakkını engelleyemez.”  

Mahkemenin kararında vurgu yaptığı önemli bir nokta ise küçüklerin cinsel ve doğurganlık haklarına dair: “Suç sonucu oluşan gebelikten P.’nin etkilenmesi ile annesinin etkilenmesinin boyutu aynı değildir. Bu nedenle, ailenin onayı, kanuni vasilik, küçüğün kendi cinsel ve doğurganlık hakları konusunda kendi otonom kararının önüne geçemez.” 

Türkiye’de ve birçok ülkede kürtaj hakkı yasada var olsa bile fiili olarak yasak veya yasaklanmaya çalışılırken AİHM’nin bu kararı fiili yasaklara karşı önemli bir karar. Bugün Türkiye’de hükümetin kürtaja dair başlattığı tartışmalar ile çoğalan, neredeyse bütün illerden doktorların kürtaj yapmadıklarını, ceninin kalp atışlarını dinletmeye çalıştıklarını, ikna yöntemlerinin uygulandığı haberlerini alıyoruz. Yasalar ve ‘insan hakları’ adına akdedilen uluslararası sözleşmeler, siyasi iradenin gösterilmemesi nedeniyle ‘de facto’ ihlallere neden oluyor. Geriye, kadınların yaşadıkları, ayrımcılık ve erkek şiddeti kalıyor. İç hukuk, uluslararası sözleşmeler, devletin keyfi uygulamalarını ve gücünü engellemek için oluşturulmuştur, devletlerin prestijini arttırma aracı olarak değil!