Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı olarak 1990 yılından bu yana kadına yönelik şiddetle mücadele alanında çalışmaktayız. Kurumumuz İstanbul’da olmakla birlikte Türkiye’nin her yerinden başvuran kadınlara sosyal, hukuki ve psikolojik destek vermektedir. Şiddetten uzaklaşmak isteyen kadın ve çocuklara destek verirken birçok kurumla da ilişki kurmaktayız. Mor Çatı’da, kadın ve çocukların başvuruları alınırken aynı zamanda bu başvurulardaki erkek şiddetinin nedenleri ve sonuçlarıyla kadın ve çocukların başvurdukları diğer kurumların kadına yönelik şiddet alanındaki uygulamalarını da izleyebilme imkânımız oluyor. Bu kapsamda 15 Temmuz’dan sonra yaşananlar ve ardından gelen Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde çıkarılan kararnamelerle, emniyet, hukuki kurumlar, valilik, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı birimler gibi kadına yönelik şiddetle mücadelede yetki ve sorumluluğu bulunan birçok kurumun çalışmasının olumsuz etkilendiğini gözlemlemekteyiz. Bu süreçte Mor Çatı’ya başvuran kadın ve çocukların deneyimlerini, ve gözlemlerimizi içeren Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Alanındaki Olağanüstü Hal Uygulama İzlenimlerimizi ilginize sunuyoruz.

Kolluk Güçleri Uygulamaları

Şiddete uğrayan kadınların büyük bir çoğunluğu ilk önce kolluk güçlerine başvurmaktadırlar. Kadına yönelik şiddetle mücadele alanındaki ulusal ve uluslararası yasal mevzuat kapsamında kolluk güçleri şiddetten uzaklaşmak isteyen kadın ve çocuklar için koruyucu ve önleyici tedbirler almakla yükümlüdürler.  Şiddete maruz kalan ya da maruz kalma riski olan kadın ve beraberindeki çocukları talepleri doğrultusunda sığınağa yerleştirmek de bu tedbirler arasında yer almaktadır.  

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Yönetmeliği’nin 7. Maddesi’nin 3. Bendi’nde “Korunan kişi ve beraberindeki çocukların hayati tehlikesinin bulunması halinde konukevi, ilk kabul birimi veya diğer tesislere güvenli bir şekilde yerleştirilmesine kolluk tarafından refakat edilir. ŞÖNİM tarafından il içi ve il dışı nakillerde ulaşım için araç tahsis edilir ve ulaşım giderleri ile korunan kişinin zorunlu giderleri karşılanır” düzenlemesi yer almaktadır. Bu düzenlemenin yasanın hazırlanış amacına uygun gereği gibi hayata geçebilmesi için yeterli sayıda, kadına yönelik şiddet alanında bilgi sahibi personel ve araca ihtiyaç vardır. 

Ancak 15 Temmuz sonrasında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK)  birçok kolluk personeli ihraç edilmiş veya yerleri değiştirilmiştir. 22 Kasım 2016 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan “Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK / 677)” ile yayınlanan listeye göre 7586 emniyet görevlisi ihraç edilmiştir. 

15 Temmuz öncesinde dahi personel yetersizliği ve var olan personelin kadına yönelik şiddete ilişkin yeterli bilgiye sahip olmaması nedeni ile yasa hızlı ve etkin bir şekilde uygulanmazken, 15 Temmuz sonrasında bu krizin iyice derinleştiğini görmekteyiz. Tedbir kararlarını düzenleyen ve aslen kadına yönelik şiddete ilişkin hızla çözüm bulmayı ve şiddeti en başında önlemeyi hedefleyen bu yasanın, kolluk güçlerinin bugün geldiği noktada neredeyse hiçbir anlamı kalmamış görünmektedir.  

Örneğin, 28 Ekim’de Mor Çatı’ya acilen sığınağa yerleşmek için başvuran iki ayrı kadın,  başvurdukları karakolda maruz kaldıkları aynı kötü muameleyi bizlerle paylaşmışlardır.  İki kadına da, sığınağımızda yer olmadığı için İstanbul Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ni (ŞÖNİM)  arayabilecekleri ya da sığınağa daha hızlı ulaşmak istiyorlarsa da karakola başvurabilecekleri söylenmiştir. Bir iki saat sonra kadınlar merkezimizi tekrar arayarak,  gittikleri iki ayrı karakolda bekletildiklerini, polislerin ancak saat 23.00-00.00 gibi kendilerini sığınağa götürebileceklerini, bu saate kadar beklemeleri gerektiğinin söylendiğini paylaşmışlardır. Başvuru alan gönüllülerimizden biri kadının bir an önce sığınağa götürülmesini sağlamak için karakoldaki polis memuruyla görüşmüş; memur, gönüllümüze “4 kişiyiz, 3'ü birini adliyeye götürdü, tek başımayken nasıl götüreyim” cevabını vermiştir. Bunun üzerine gönüllümüz ŞÖNİM’i arayarak, bir sosyal çalışmacıyla görüşmüş, yapılan görüşmede ŞÖNİM’deki görevli, “Şimdi malum durumlardan ötürü birçok karakol bu durumda, beklemesi gerekebiliyor maalesef” demiştir. ŞÖNİM’in bu gibi bir durumda, kadını doğrudan sığınağa kabul etmesinin mümkün olup olamayacağının sorulması üzerine ise, 29 Ekim’den bir gün önce yarım gün çalışıldığı gerekçesiyle doğrudan sığınak kabulü yapamayacakları yanıtını vermiştir. Söz konusu kadınlardan biri, İstanbul’a yeni geldiği ve kaybolmaktan korktuğu için yaklaşık 12 saat beklemeye “razı olacağını” söyleyerek başka bir karakola başvurmuştur.

Karakollarda zaman zaman karşılaşılan aksaklıklara, günümüzde iyice büyüyen personel açığı ile yeni aksaklıklar eklenmiş, kadınların şiddetten uzaklaşmak için herhangi bir kuruma başvurmaları daha da zorlaşmıştır. 

Özellikle ilk başvurdukları kurumların başında gelen karakollardaki personel yetersizliği uzun vadeli bir krize dönüşmeden önce çözüme ulaştırılmalıdır. Bir karakolda aksaklık söz konusuysa, İl Emniyeti Aile İçi Şiddet Bürosu ve ŞÖNİM koordinasyonunda diğer karakollara yönlendirmeler yapılabilmeli ya da personel ve araç takviyesi sağlanmalıdır.

Yine yakın zamanda İstanbul’un merkez karakollarından biri tarafından dayanışma merkezimiz aranmış, bir kadının gidecek yeri olmadığı, sığınağa yerleşmek istediği ve sığınak kabulü yapıp yapamayacağımız sorulmuştur. Arayan personele ŞÖNİM iletişim bilgisi verilmiş ve sığınak kabul prosedürü anlatılmıştır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı (2012-2015)‘na göre “Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Polisin Rolü ve Uygulanacak Prosedürler Eğitimi Projesi Protokolü” 2006 yılında İçişleri Bakanlığı ile imzalandığı ve yaklaşık 71.000 polisin eğitiminin gerçekleştirildiği bilgisi yer almaktadır. Aile içi şiddet birimlerinde çalışan personelin kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet alanındaki gerekli eğitimleri aldığı bilgisi her fırsatta dile getiriliyorken ihraç, uzaklaştırma ve yer değiştirmeler ile eğitimsiz personelin bu alanda çalışmaya başladığını kaygıyla gözlemlemekteyiz. 

ASPB İl Müdürlüğü, ŞÖNİM ve Valilikteki Uygulamalar

Mor Çatı, sadece İstanbul’da bulunan bağımsız bir kadın örgütü olarak Türkiye’nin hemen her yerinden başvuran kadın ve çocuklara sosyal, hukuki ve psikolojik destek vermektedir. Bu destekleri verirken de kadına yönelik şiddet alanında faaliyet gösteren birçok kurum ve kuruluşla da ortak çalışmalar yürütmektedir.  Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’na (ASPB) bağlı kurum ve birimler, ŞÖNİM, belediyeler, mülki amirlikler, hukuki kurumlar, emniyet, sağlık kurumları gibi birçok kurumla işbirliğiyle çalışmalar yürütülmektedir. İşbirliği yaptığımız kurumlardan biri olan ASPB’nin kadınlar, çocuklar, engelliler ve yaşlılarla ilgili birbirinden farklı ve kapsamlı destekler veren; sosyal hizmet merkezleri, çocuk ve gençlik merkezi, çocuk evleri koordinasyon merkezi, yetiştirme yurtları, koruma, bakım ve rehabilitasyon merkezleri, yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezleri gibi birimlere yönlendirdiğimiz birçok kadın ve çocuk vardır. Özellikle İstanbul’un büyük ve kalabalık bir şehir olması sebebiyle kadına yönelik şiddet alanındaki desteklere kadınların erişmesini sağlamak bürokratik süreçlerden dolayı uzun zaman alabilmektedir, acil bir şekilde destek alması gereken kadınlar müşkül duruma düşmekte ve şiddete karşı verdikleri mücadeleleri zorlaşmaktadır. Örneğin, 7 Aralık’ta dayanışma merkezimize başvuran 60 yaşındaki bir kadın, gidecek yerinin olmadığını, havaalanlarında, sokaklarda kaldığını, kendisi için uygun bir yere gitmek istediğini, huzurevine gidebileceğini ama nasıl yapacağını bilemediğini anlatmıştır.  14 Aralık’ta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlükleri’ne (ASPBİM) bağlı Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezlerine bağlı huzurevlerine kabul prosedürüne ilişkin bilgi almak için bir meslek elemanıyla telefonda görüşülmüştür. Görüşülen sosyal hizmet uzmanı, kendilerinin kurum olarak hemen kabul yapamadıklarını, en hızlı kabulün Alo 183 üzerinden başvurulması ile olabileceğini söylemiş ve  "OHAL dönemi olduğu için kadının hemen bir huzurevine yerleştirilmesi adına valilik uygunluk veriyor" demiştir. Kadın Konukevlerinin Açılması ve İşletilmesi Hakkında Yönetmelik’in 13. Maddesinin e) Bendi’ne göre, “Altmış yaşından büyük şiddet görmüş kadınlar ile akıl ve ruh sağlığının bozuk olduğu gözlemlenen veya zihinsel engelli kadınlar uygun sosyal hizmet kuruluşuna yerleştirilerek yerleştirme işlemi Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bildirilir” denilmektedir. Buna göre huzurevine yerleşmek için başvuran birinin hemen uygun bir kuruma yerleştirilmesi gerekmektedir. 

Her ne kadar OHAL ile birlikte çeşitli önlemlerin alınması anlaşılabilir ise de bu önlemelerin kadınların şiddetten uzak bir yaşam kurmak adına çıktıkları yolda engel oluşturmaması gerekmektedir. Dolayısıyla bu alana ilişkin ayrı bir düzenleme yapılması ve kadınların gerek yaşam gerekse de şiddetten uzakta yaşama hakkının ulusal ve uluslararası mevzuata uygun şekilde güvence altına alınması gerekmektedir. 

Hâkimlerin Görevden Alınması

Mor Çatı’ya başvuran kadınların deneyimlerine göre, şiddete uğradıklarında neler yapabileceklerine ilişkin sordukları ve/veya danıştıkları konular hukuki konular, başvurdukları kurumlar ise yine hukuki kurumlardır.(1)

KHK ile görevden alınan ve görev yerleri değiştirilen kamu görevlileri arasında hâkimler de vardır. Özellikle devam etmekte olan davalarda hâkimlerin görevden alınması, yerine bakan nöbetçi hâkimler ve/veya gelen yeni hâkimlerin dosyayı inceleyip, karara bağlayabilmesi ya da takip etmesi zorlaşmıştır. Bu durum ise, hâlihazırda uzun süren dava süreçlerinin daha da uzamasına sebep olmaktadır. Örneğin Mor Çatı’dan destek alan bir kadının 3 yıldır boşanma ve nafaka davası devam ederken KHK ile davanın hâkimi değişmiştir. Dava, bu değişiklik nedeniyle belirsiz bir durumda ilerlemektedir.

Kayyum Atamaları, Kapatılan Dernekler ve Kadın Dayanışma Merkezleri

Bu süreçte yaşanan bir diğer gelişme de 22 Kasım’da çıkarılan KHK ile 375 derneğin kapatılmasıdır. Kapatılan dernekler arasında uzun yıllardır kadına yönelik şiddet alanında çalışan, önemli deneyimler biriktiren ve 1998 yılından beri düzenlenen Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı bileşeni olan 7 kadın örgütü de bulunmaktadır2. Benzer şekilde Eylül ayında birçok belediyeye kayyum atanması da yine uzun yıllardır kadına yönelik şiddet alanında deneyimi olan belediyeye bağlı kadın danışma merkezlerinin kapatılmasına neden olmuştur. Bu durum hem bu derneklerden ve danışma merkezlerinden destek alan kadınların artık bu desteklere erişememesine hem de bu alanda çalışan diğer kadın örgütleriyle kurulan dayanışma ağının kopmasına neden olmuştur.

Çocuk Büro Amirliği Uygulamaları

Çocukların yaşadığı şiddet ve mağduriyet  söz konusu olduğunda gerek 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gerekse de Uluslararası Çocuk Hakları Bildirgesi’yle çocuğun üstün yararının esas alınması gerekmektedir. Ancak çocukların, OHAL uygulamaları sebebiyle  haklarına erişmekte daha da zorlandıklarını ve mağduriyetlerinin boyutunun arttığını görmekteyiz.  

Vakfımız gönüllü avukatı tarafından aktarılan bir deneyime göre,  avukatımız cinsel istismar mağduru bir çocuk için Beyoğlu Çocuk Büro Amirliğine gidilerek çocuğun ifadesinin Çocuk İzleme Merkezi (ÇİM) tarafından alınmasını istemiş, ancak karakol kendisine yoğun başvurular nedeniyle ÇİM’den randevu alması gerektiğini söylemiştir. Olayın aciliyetine rağmen aynı gün çocuğun ifadesi ÇİM tarafından alınmamıştır. Ertesi güne alınabilen ÇİM randevusuna gidildiğinde çocuğun beden muayenesinin OHAL sonrası Çağlayan Adliyesinde Bulunan Adli Tıp Müdürlüğü tarafından yapılacağı tarafımıza aktarılmıştır.  ÇİM’in gerek delilleri toplaması gerekse de çocuğun ruhsal sağlığı açısından acil önlem ve tedbirleri alması gerekmekte olup,  istismar vakalarında randevu sistemiyle çalışması delillerin yok olmasına ve bu anlamda mağduriyete yol açabileceği gibi yasaya da aykırıdır. 

Türkiye’de ÇİM’lerin kuruluşunu öngören ilk düzenleme 04.10.2012 tarih ve 28431 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2012/20 sayılı Başbakanlık Genelgesi olup bu genelgede ÇİM’lerin kuruluş amaçlarını şu şekilde açıklanmıştır: 

“Ülkemizde istismara uğrayan çocuk ve/veya ailesi, yaşanan olumsuzlukları pek çok sebeple gizleme eğilimindedir. Bu sebeple de istismara uğrayan çocuğa verilmesi zorunlu olan hukuki, tıbbi, ruhsal ve sosyal destek aksayabilmektedir. Mağdur çocukların; kolluk kuvvetleri, adli merciler ve sağlık kurumları tarafından ayrı ayrı değerlendirilmesi ve bu süreçte yaşadıklarını defalarca dile getirmek zorunda bırakılması, gizliliğin yeterince sağlanamaması, ilgili kurumlarda çocukla görüşme yapanların; çocuğun ruhsal durumunu gözeterek görüşme yapabilecek yeterlikte eğitime sahip olmaması halinde, çocuğun uğradığı travma daha da şiddetlenmektedir. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak; çocuk istismarının önlenmesi ve istismara uğrayan çocuklara bilinçli ve etkin bir şekilde müdahale edilmesi amacıyla, öncelikli olarak cinsel istismara uğramış çocukların ikincil örselenmesini asgariye indirmek, adli ve tıbbi işlemlerin, bu alanda eğitimli kişilerden oluşan bir merkezde ve tek seferde gerçekleştirilmesini temin etmek üzere; Sağlık Bakanlığına bağlı 7 hastaneler/kurumlar bünyesinde Çocuk İzlem Merkezlerinin (ÇİM) kurulması ve bu merkezlerin işleyişinin Sağlık Bakanlığınca koordine edilmesi gerekli görülmüştür.” 

Genelgede de ana hatları ile özetlendiği gibi ÇİM'ler, çocuk adalet sistemi içerisindeki, en önemli ve en yakıcı eksikliklerden birini ortadan kaldırmak amacıyla,  çocuğun ruh ve beden sağlığını merkeze koyan, onun üstün yararını esas alan, kurum kurum gezmesini önleyerek çocuğun mükerrer travma yaşamasını önlemeyi hedefleyen bir yaklaşımla kurulmuştur.  Ancak bu tür uygulamalarda görüldüğü gibi ÇİM’ler bu kuruluş amacını esas alan bir yaklaşımla çalışamaz hale gelmiş olup bu durum çocukların mağduriyetine sebep olmaktadır. 

Sonuç ve Talepler

Türkiye’de şiddete maruz kalan kadın ve çocukların temel haklarından yararlanmaları ve destek almaları için hukuken sorumluluğu bulunan kurumlarda yaşanan aksaklıkların 15 Temmuz sonrasında büyüyerek devam ettiğini ve fakat farklı olarak bu aksaklıkların ülkenin içinde bulunduğu mevcut durum gerekçe gösterilerek meşrulaştırıldığını ve bir çözümün de sunulmadığını görmekteyiz. 

Oysa kadına yönelik şiddetin OHAL sürecinde durmadığı sizlerin de bilgisi dâhilindedir.   Maalesef Türkiye’de hala her gün pek çok kadın, erkek şiddetine maruz kalmakta ve kadınlar erkek şiddeti sonucu yaşamlarını kaybetmektedirler. Hal böyle iken, devletin şiddeti durdurmakla sorumlu ve yetkili kurumlarının içinde olduğu çıkmaz hem başvuran kadın ve çocuklarda hem de bu alanda çalışan kadın örgütlerinde endişe yaratmaktadır. Yaşanan sorunların giderilmesi için acil olarak alınması gerektiğini düşündüğümüz önlemler şöyledir:

  • Görev değişiklikleri, ihraçlar ve yer değiştirmelerden kaynaklanan personel eksikliği bir an önce giderilmeli yeni atanan personele toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddetle mücadele eğitimleri verilmelidir.
  • Aile İçi Şiddet Bürosunda görevli tüm emniyet personeline kadına yönelik şiddetle mücadele ve toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri verilmelidir.
  • Kadına ve çocuğa yönelik şiddete ilişkin hemen hemen tüm başvuru ve talepler aciliyet içerdiğinden başvuru süreçlerinin OHAL sebebiyle ek prosedürlere tabi tutularak uzatılmasının ve OHAL nedeniyle kadın ve çocukların mağduriyetlerinin meşrulaştırılmasının önüne geçilmelidir.
  • Kapatılan dernek ve dayanışma merkezlerinden destek alan kadınların destek almalarını mümkün kılacak yeni düzenlemeler yapılmalıdır. 

Bilgilerinize  sunulur, 

Saygılarımızla,

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı