5 Eylül 2018 tarihinde Hürriyet gazetesinde yer alan Türkiye’deki kadın sığınaklarının kapasitelerindeki eksikliklerle ilgili haberin ardından Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yaptığı 6 Eylül 2018 tarihli açıklamaya cevaben Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı olarak bu açıklamayı yapma ihtiyacı hissettik.

Kadınların eşitlik, özgürlük ve insan onuruna yakışır yaşam şartlarına sahip olma mücadelesi yüzyıllardır sürüyor. Bu topraklarda yaşayan kadınlar olarak, mücadelemiz ve dayanışmamız sayesinde eşitlik yönünde siyasal ve toplumsal değişimi sağlayacak anayasal ve yasal reformların gerçekleşmesini ve ilgili mekanizmaların kurulmasını sağladık. 

Kadına yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin önlenmesiyle ilgili en kapsamlı ve yasal bağlayıcılığı bulunan uluslararası sözleşme konumundaki İstanbul Sözleşmesi kapsamında Türkiye’nin gözden geçirilmesi süreci başladı. İstanbul Sözleşmesi İzleme Platformu üyesi kadın ve LGBTİ+ örgütleri kadına yönelik şiddetle mücadelede Sözleşme yükümlülüklerinin devlet tarafından uygulanmasındaki eksik ve yanlışları özetledikleri ve mevcut durumu iyileştirmeye yönelik öneriler yaptıkları Gölge Raporu GREVIO Komitesi ile paylaştılar.

Bugüne kadar kadın hareketinin cinsel suçlarla mücadeleye dair etkili politika geliştirme önerilerine sırt çeviren kamu otoriteleri, ne zaman toplumu rahatsız eden bir cinsel şiddet, çocuk istismarı olayı basına yansısa, uygulama sorunlarını görmek ve bunları ortadan kaldırmak yerine en kolay yolu seçerek çözümden uzak ezberleri tekrarlıyor. Bakanlıkların cebinden çıkan hazır basın açıklamaları hadım, en ağır ceza ve idam gibi insan haklarını yok sayan söylemlerden ibaret oluyor. Bu kez bunlara ek olarak cinsel istismar ile “zina” hakkında düzenleme yapılacağı söylenerek cinsel suç ile evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki rızaya dayalı cinsellik aynı kefeye konuluyor. Acil önlem almanın yolu konuyu bu şekilde bulandırmaktan değil, öncelikle kadınlar ve çocukları merkeze alan bir sistem kurmaktan ve adalete erişimleri önündeki mevcut engelleri kaldırmaktan geçer.

Mor Çatı olarak 27 yıldır, erkek şiddetiyle mücadelede kadın ve çocukların deneyimlerinden edindiğimiz bilgi ve güçle, kadın dayanışmasının daha da güçlenmesi doğrultusunda bu deneyimleri politik alana taşımaya devam ediyoruz. Bu kapsamda kadına yönelik şiddetle mücadelede sorumluluğu bulunan kurumları, yasal düzenlemelerdeki değişiklikleri ve gelişmeleri yakından takip ediyor ve edindiğimiz bilgileri kamuyla paylaşmaya gayret ediyoruz.

Bir yılı aşkın süredir yaşanmakta olan OHAL döneminde kayyum atanan belediyelerin kadın merkezleri ve yıllardır çeşitli alanlarda beraber çalıştığımız bağımsız kadın örgütlerinin kapatılması ile birlikte kadınların bulundukları bölgede destek alabilecekleri mekanizmalar ortadan kalkmıştır. OHAL KHK’ları ve kayyum atamalarının kadınların hakları ve kazanımları üzerinde yarattığı tahribatın tazmin edilmesini, kapatılan kadın da(ya)nışma merkezleri ve sığınakların yeniden açılmasını ivedilikle talep ediyoruz.

Bundan 30 yıl önce, 17 Mayıs 1987 tarihinde, ülkede herkesi eve kapatan 12 Eylül sonrası günlerde yüzlerce kadın “Dayağa Hayır” demek için sokaklara çıktı. Türkiye’de kadınlar ilk defa kamusal alanda dayağa karşı seslerini yükselttiler, “Dayağın çıktığı cenneti istemiyoruz” dediler. Mor Çatı’nın temellerini atan Dayağa Karşı Kampanya’nın ilk ayağı olan bu yürüyüşün Türkiye’deki kadın hareketi ve erkek şiddeti ile mücadele tarihi açısından da önemi büyük.

30. yıl vesilesiyle geriye dönüp baktığımızda, bu topraklarda Osmanlı’dan beri mücadele eden adını bildiğimiz bilmediğimiz kadınları unutmadan; parçası olduğumuz mücadeleler ve kazanımlar tarihini görüyoruz. Erkek şiddetine karşı kadın dayanışmasının gücünü, feminizmin tarihini görüyoruz.