Uyguladıkları şiddete rağmen erkeklerle kadınları bir tutanların adaletine güvenemeyiz!

Kadınların boşanma talebinin gerisinde genellikle gördükleri şiddet yatar. Bu gerçeğe rağmen boşanmış erkeklerle, kadınların durumu bir tutulabilir mi? Boşanan erkeklerin mağdur olması ile bu erkeklerden şiddet gören, öldürülme korkusu ile yaşayan kadınların durumu bir midir? Sayın Bakan, adaletinize nasıl güveneceğiz?

25 Kasım, kadına karşı şiddetle mücadelenin neredeyse tüm dünyada en önemli sorunlardan biri olduğunun işaretidir. Türkiye’de kadın cinayetleri hız kesmemişken, yakınları olan erkeklerden gördükleri şiddet nedeniyle bir sığınakta kalmak isteyen yüzlerce kadın varken, 25 Kasım’ın hemen öncesinde boşanmış erkekler grubunu kabul eden Sayın Bakan “biz kadın erkek ayrımı yapmıyoruz” diye övündü. Boşanan erkeklerin mağdur olması ile bu erkeklerden şiddet gören, öldürülme korkusu ile yaşayan kadınların durumunu bir tuttu. Oysa Türkiye’nin ilk taraf ülke olmakla övündüğü İstanbul Sözleşmesi erkeklerin toplumdaki tahakkümünden söz eder, bir toplumda kadına karşı şiddet varsa ayrımcılığın da olduğunu söyler. 25 Kasım’da verecekleri sözlere rağmen, kadınlara şiddet uygulayanların erkekler olduğunu saklamaya çalışanların adaletine, şiddetle mücadele edeceklerine nasıl inanacağız?

Erkeklerin şiddetine göz yummayın!

“Ayrımcılık yok” demek, eşitsizlikleri görmezden gelmektir, erkeklerin kadınlara şiddet uygulamasına göz yummak demektir. Nitekim yasaların uygulanamamasının ardında erkekleri koruyan bu tutum yatar. Daha birkaç gün önce boşanacağı için Fatma Şen’i pencereden atan ve bunu tekrar yapacağını söyleyen kocası, bu ülkede hakim ve savcılar tarafından serbest bırakılarak korunmuştur.  Yine bu ülkede devletten koruma talep ettiği halde çığlıkları duyulmayan ve öldürülen çok sayıda kadın bulunmaktadır. Şiddete karşı mücadelenin en önemli araçlarından biri olan sığınaklar ise işlevsiz kılınmaktadır. Sığınaklarda kadınların “konuk” oldukları söylenmekte, devletin yurttaşlarına vermek zorunda olduğu hizmetler, “ikram” gibi sunulmaktadır.

Sığınaklar yönetmeliği taslağında kadınların sığınakta kalma koşullarından biri şudur: “Devletin itibarını düşürecek ya da görevlilerin onurunu zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmamak, kuruluş aleyhine resmi makamları gereksiz taciz etmemek, kuruluş görevlileri ve kadınlar hakkında asılsız ve onur kırıcı haber yaymamak...” 

Bu maddenin de ortaya koyduğu gibi kadınlar sudan gerekçelerle ve henüz güçlenemeden sığınaktan ayrılmaya, şiddet görseler bile “aile” ortamına geri dönmeye zorlanmaktadırlar. Şu anda birçok sığınaktaki uygulama, kalan kadınları canından bezdirici niteliktedir. İlk kabul, karakol aracılığı ile yapılmakta, kadınlar bir sosyal çalışmacı ile karşılaşamamakta, ruh ve bedenen yaralı durumda olsalar bile onlarca prosedürle uğraşmak zorunda kalmaktadırlar. Çocuklar başka bir okula kaydedilirken, gizlilik ihlal edilmekte, kadınların yerleri koca tarafından tespit edilmekte, koca çocukları kullanarak kadına yeniden baskı uygulamaktadır. Sığınak sayısı hâlâ yetersizken, sığınaklarda kalan kadın ve çocukların şiddetten uzaklaşabilmeleri için bütçe ayrılmazken, şiddet uygulayan erkeklerin rehabilitasyonuna bütçe ayrılması gündemdedir. Bu da kaynakların yine erkeklerden yana kullanılması anlamına gelecektir. Üstelik şiddet uygulayan erkeklerin rehabilitasyonunun, kadınların da başvuru merkezi olması planlanan Şiddet Önleme İzleme Merkezi tarafından destek hizmeti olarak sunulması, şiddet uygulayan erkekler ile şiddete maruz kalan kadınlar arasında uzlaştırma ve arabuluculuğa açık kapı bırakmaktır.

Biz kadınlar, 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde yasal haklarımızı kullanabilmeyi, bunun önündeki engellerin kaldırılmasını bekliyoruz. Kürtaj hakkımızı sınırlamaya çalışan, “ayrımcılık yok” diyerek erkeklerin şiddetine göz yuman anlayışlara karşı, kadınların özgürlüğünü savunmaya ve mücadele etmeye devam edeceğimizi duyuruyoruz.   

MOR ÇATI KADIN SIĞINAĞI VAKFI