Hukuk, Sosyal Politika ve Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Açısından ŞÖNİMLER (KOZALAR) Çalıştayı Sonuç Bildirgesi

Mor Çatı'nın çağrısıyla 26 ve 27 Ocak'ta İstanbul'da toplanan 'ŞÖNİM ÇALIŞTAYI'na katılan, aralarında bazı belediyelerin de bulunduğu 48 kadın örgütünü temsil eden Türkiye'nin çeşitli illerinden yaklaşık 120 kadın, görüş birliğine vardıkları konuları kamuoyuyla paylaşıyor. 

Çalıştay, her ne kadar ŞÖNİMLER (Koza adıyla da tanımlanan Şiddeti Önleme Merkezleri) üzerine yoğunlaşmış olsa da, ŞÖNİMLERİ kadınları birey olarak değil de ailenin bir parçası olarak ele alan ve geleneksel konumlarını güçlendiren devlet politikalarından ayrı değerlendirilemeyeceği, düzenleme ve uygulamaların bu politikaların sonuçlarını yansıttığı, devletin şiddetle mücadelede yeni bir merkezi yapı kurmakta olduğu, bu merkezi yapının belediye ve kadın örgütlenmelerinin çalışmalarına müdahale riski taşıdığı konusunda görüş birliği oluşturduk. 

Çalıştayda SHÇEKLERİN (Sosyal Hizmet ve Çocuk Esirgeme Kurumu) kapanmasının ardından ortaya çıkan durum, 1 yıldır yürürlükte olan 6284 sayılı yasanın kadınlar açısından sonuçları ve ŞÖNİMLERİN pilot uygulamaları da ele alındı. SHÇEKLERİN kapanması ile kadınlar bu kurumun özellikle danışma merkezlerinde verdiği hizmetlerden yoksun kaldılar. Hükümet bu yapısal değişikliğin gerekçelerini, bunun kadınlar açısından öngörülen sonuçlarını, ortaya çıkması muhtemel olumsuzlukların nasıl giderileceğini kadın örgütlenmeleri ile paylaşmış değil. SHÇEK'in kadınlara destek veren birimlerinin yerine ŞÖNİMLERİN ikame edilme sürecinde büyük sancılar yaşanıyor. Kadınlara verilmesi öngörülen hizmetlerin SHÇEKLERİN yerine, merkezi olarak yapılandırılmış, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlükleri'ne bağlı ŞÖNİMLER tarafından sunulacak olması bürokrasiyi, siyasi ilişkilenmelerin getirdiği sorunları, belediyeler ve kadın örgütlerinin bağımsız sığınak ve danışma merkezi çalışmalarına müdahaleyi beraberinde getirmekte. 6284 sayılı yasada ŞÖNİMLERLE ilgili olarak yasal belirsizlikler söz konusu ve pilot illerde yapılan uygulamalar kadından yana bir bakış açısının olmadığını, kadınların yasal haklarına ve destek hizmetlerine erişimde büyük zorluk yaşadığını gösteriyor.

Kadına karşı şiddetle mücadelede danışma merkezlerinin büyük önem taşıdığını deneyimlerimiz ortaya koymakta. Bu bakımdan ŞÖNİM'lerin; Türkiye'nin her yerinde şiddetle yüz yüze bulunan kadınların ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayacak donanıma sahip olması ve kadın hareketinin bu alandaki birikimlerini, 15 yıldır düzenlenen Kadın Sığınakları / Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayları Sonuç Bildirgelerini göz önüne alan bir anlayışla yürütülmeleri gerekmekte. Çalıştayda pilot illerdeki uygulama konusunda yapılan paylaşımlar, ŞÖNİMLERİN bu beklentilerimizin çok uzağında yürütüldüğü sonucuna varmamıza neden oldu. Kamuoyunda bununla ilgili farkındalık oluşturabilmek amacıyla bizler bir kampanya yapma kararı aldık. 

Bu kampanyada altını çizeceğimiz noktaları aşağıdaki şekilde belirledik: 

  1. ŞÖNİMLERİN idari ve hukuksal yapısı, bağımsız, özerk danışma merkezi / sığınak faaliyetine müdahale teşkil ediyor ve kadın örgütleriyle belediyelere kendi sığınak çalışmaları ile ilgili takdir hakkı bırakmıyor. 

    ŞÖNİMLERLE oluşturulan merkezi yapı, belediyelerin ve kadın örgütlerinin danışma merkezi-sığınak çalışmasına müdahaleye çok açık. Bu yapı aracılığıyla bilgi tek bir merkezde toplanıyor, belediye ve kadın örgütlenmeleri tarafından yürütülüyor olsa bile, bir sığınakta kalan kadın ve varsa çocukları ile ilgili tüm bilgilerin, izinleri olup olmadığına bakılmaksızın ŞÖNİM'le paylaşımı zorunlu. ŞÖNİMLER kadın örgütlerinin ve belediyelerin sığınaklarına doğrudan yönlendirme yapabiliyorken, bu kurumlara ve bu kurumlardaki çalışmayı yürüten kişilere herhangi bir söz hakkı tanınmıyor, hangi sığınağa hangi kadının gideceği tek merkezden belirleniyor. 

    Yapılan yeni düzenlemede belediyeler ve kadın örgütlenmeleri tarafından yürütülmekte olan sığınakları ŞÖNİM'e bağlı kurumlar gibi ele alan bir yaklaşım söz konusu. Bu durum, belediyelerin merkezi yönetim karşısındaki özerkliğini hiçe saydığı gibi, kadın örgütlenmelerinin bağımsızlığını da göz ardı ediyor. Var olan bütün sığınaklarda kalan kadın ve çocukların güçlenmesini sağlayacak şekilde sosyal, hukuki, psikolojik destek mekanizmalarının bulunması, bu düzenlemelerin standart hale gelmesi biz kadın örgütlenmeleri tarafından da uzun süredir öngörülüyordu. Ancak ŞÖNİM yönetmeliğinde bu hedeflerin gerçekleşmesini kolaylaştıracak düzenlemeler sunmak yerine, belediye ve kadın örgütlenmelerinin yürütmekte olduğu sığınaklar üzerinde denetim kurmak hedeflenmekte. Bu denetimin uygulamada bir baskı mekanizmasına dönüşmesi ciddi bir tehlike olarak karşımızda duruyor, üstelik şiddete maruz kalan kadının, varsa çocuklarının ihtiyaçlarına uygun güçlendirici desteklerin sunulmasında daha da büyük aksamaların ortaya çıkması riski bulunuyor.

    Çalıştaya katılan Nilüfer Belediyesi, İzmir Belediyesi ve Adana AKDAM, yürürlüğe giren yönetmeliklerin, belediyelerin danışma merkezi ve sığınak çalışmaları üzerindeki etkilerini aktardılar. Yaptığımız paylaşımlarla, yeni düzenlemelerin, ŞÖNİMLERİN yasal dayanaklarının (yasa ve yönetmeliklerin) incelenmesi, sorunların tespit edilmesi, ŞÖNİMLERİN belediyelerin idari yapılanmasına aykırı olması nedeniyle gerekli görülmesi halinde ve belediyelerin hukuk müşavirleri ile de değerlendirilerek bir belediye üzerinden yönetmelik iptal davası açılması sonucuna vardık.

  2. ŞÖNİMLERİN kadınların ulaşamayacakları, merkezden uzak yerlerde kurulması, yeterli donanımdan yoksun olmaları sonucu kadınların bilgiye ulaşımı engellenmiş oluyor.

    ŞÖNİMLERİN kadınların kolayca ulaşamayacakları yerlerde açıldıkları, sosyal çalışmacı, avukat, psikolog desteklerinin yetersiz kaldığı görülmekte. İki pilot bölge olan Ankara ile Urfa'da bu merkezler, bırakın uzaklığı, kadınların tek başına gitmeye korkacakları semtlerde, asansörsüz binaların beşinci katlarında bulunuyor. ŞÖNİM uygulamalarında da kadınların önce ve zorunlu olarak karakola yönlendirilmeleri, kadına karşı şiddetle mücadeleyi sadece suç açısından ele alan bir yaklaşımı ortaya koymakta. Ayrıca kadınlar ŞÖNİMLERE ulaştıklarında sosyal çalışmacılardan edinebilecekleri çeşitli bilgiler aracılığıyla seçeneklerini çok yönlü gözden geçirebilecekken, karakolda bu olanakları kısıtlanmakta, yeterli bilgiye ulaşamamakta. 

  3. ŞÖNİMLERDE kadınlara değil, kadın  ve erkeklere birlikte hizmet veriliyor. Aslında kadınların desteklenmesi gerektiğinin üzeri örtülürken, kadınların yaşamları riske atılıyor. 

    ŞÖNİMLERİN aynı zamanda erkeklere de destek veren merkezler olması bizce kabul edilemez. Bütün uluslararası sözleşmelerde kadına karşı şiddetle mücadelede arabuluculuk mekanizmasının işletilmemesi gerekliliğinden söz edilmesine karşın, ŞÖNİMLERİN erkeklere de destek sunması, bu merkezlerin aile terapisi merkezleri gibi düşünüldüğünün göstergesidir. Kadın hareketinin onlarca yıllık şiddetle mücadele birikimi, bu uygulama ile hiçe sayılmış olmakta. Şiddet uygulayan erkeklerle kadınların durumu bir tutulamaz, ayrıca şiddeti erkeklerin “hasta” oldukları için uygulamadıkları tüm dünyada biliniyor ve kabul ediliyor.  

  4. Kadınlar, Kadın ve Eşitlik Bakanlığı istiyor.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın ilgili yasal düzenlemelerde yer alan kuruluş amaçlarını da göz önünde bulundurduğumuzda, öncelikli görev ve amacın, “ailenin güçlendirilmesi, aile bütünlüğünün sağlanması, ailelerin parçalanmalarının engellenmesi“ olması ve bu amaçları doğrultusunda yürütecekleri aile politikalarının, kadına karşı şiddetle ve ayrımcılıkla mücadele ile örtüşmediği açık. ŞÖNİMLERİ kadına karşı şiddetle mücadelenin diğer araçlarından ayrı düşünemeyiz. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde yapılmakta olan birçok uygulama şiddeti doğuran kadın ve erkeklerin geleneksel rollerini, eşitsizlikleri daha da güçlendirici nitelikte. Bu bakımdan kampanya boyunca “Eşitlik ve Kadın Bakanlığı” talebimizi vurgulamaya ve talebimizin gerekçelerini ayrıntılı olarak kamuoyuyla paylaşmaya kararlıyız.

  5. ŞÖNİMLERİN yasal dayanağı olan ve 8 Mart tarihinde bir yılını dolduran 6284 Sayılı Yasa'nın uygulanmasındaki sorunlar devam ediyor. Kadınlar, yasada yer alan tedbir ve destek hizmetlerine erişemiyor, uygulayıcılar keyfi uygulamalara devam ediyorlar. 

    6284 sayılı yasa ile en çok tanıtımı yapılan kolluğun müdahale yetkisi ve şiddet uygulayanı evden uzaklaştırma yetkisi, yasanın yürürlüğe girdiği 8 Mart 2012'den beri kullanılmıyor ve yaptığımız izleme çalışmaları, kolluğun bu yetkiyi kullanmayacağını da gösteriyor. Yasanın uygulanmasını sağlamakla görevli hükümetin bir an önce bunun değişmesi için önlem alması gerekmekte. İzleme çalışmalarımızın sonucunda ayrıca gizlilik ilkesinin uygulanmadığını, kadınların hayatının bizzat devlet kurumlarınca tehlikeye atıldığını gördük. Şiddet gören kadınların adresleri çocuklarının okullarından, üstelik bizzat okul ya da milli eğitim müdürlükleri tarafından deşifre ediliyor. Pek çok okulla yapılan şifahi görüşmelerde gizlilik ilkesinin nasıl uygulanacağının dahi bilinmediği tespit edildi. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilecek açıklayıcı bir genelge ile sorunu çözmek yerine, Türkiye'nin en kalabalık şehri olan İstanbul'un Milli Eğitim İl Müdürlüğü'ne Mor Çatı'nın yaptığı bir başvuruya, şiddet nedeniyle can güvenliği tehlikede olan kadınların adreslerinin gizlenmeyeceği yönünde bir cevap verilmiş bulunmakta. 

Çalıştaya katılan biz kadınlar; 8 Mart'ta bu çizdiğimiz çerçevede bir kampanyayı gündeme taşımayı hedefliyoruz. Ayrıca ŞÖNİMLERİN yasal dayanaklarının, farklı bölgelerdeki uygulamaların izlenmesi ve politika üretilebilmesi amacıyla bir çalışma grubu oluşturmayı, izlenecek pilot uygulamalarda ŞÖNİMLERİN nasıl işlediğine ilişkin paylaşım yapmayı, danışma merkezi-sığınak çalışmasının olumlu örneklerini yaygınlaştırmayı, sonuçta bir rapor hazırlamayı ve hazırlanacak raporu KSGM'ye gönderip web sitesinde yer almasını talep etmeyi kararlaştırdık. Bu süreçte kadın örgütlenmelerinin ortak hareket etmesini, şeffaflığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile ortak projelerde ya da ihalelerde yer almamakla ilgili tutum geliştirmesini önemli buluyoruz. Kadına karşı şiddetle mücadele konusunda bugüne kadar atılmış olan olumlu adımlara katkı sunmuş olmakla birlikte; uygulamaların şiddeti besleyen politikalarla birlikte düşünülmesinin, kadına karşı şiddetle mücadelenin kadın erkek eşitliğini sağlamaya yönelik bütüncül politikalarla ele alınmasının, kadın hareketinin bu konudaki bilgi ve deneyiminin göz ardı edilmemesinin gerekliliğini bir kez daha vurguluyoruz. 

 * "Koza" adı, şiddetin içeriğinin ve arkasındaki dinamiklerin üstünü örtmekte. Ayrıca bu adın çağrıştırdığı "kelebek" benzetmesi, kadınlara yönelik yüzlerce yıllık cinsiyetçi dilin bir ürünü. Bu bakımdan yeniden değerlendirilmesi düşünülmeli.