Erkek Şiddeti İle Mücadelede Uygulama Alanı Bulacak mı?

Türkiye ile birlikte, hali hazırda 13 ülkenin taraf, 25 ülkenin imzacı olduğu Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) 1 Ağustos 2014 tarihi itibari ile yürürlüğe girdi.  

Türkiye’de kadına yönelik erkek şiddetine karşı kadın hareketinin mücadelesi ile yasalar düzeyinde pek çok olumlu  değişiklik yapıldı önemli bir yol katedildi. 

Erkek şiddeti, münferit, aile içi mesele, karı koca arasındaki özel sorun olarak nitelenir ve gerek resmi kurumlar gerekse de kişiler şiddete karşı sessiz kalırken, bugün kadın mücadelesi ile kadına karşı şiddet, erkek  egemenliğinin özel dinamikleri ile birlikte tanımlanıyor. Şiddete karşı mücadele ise, bugün hükümetin programının kağıt üstünde de kalsa bir parçası haline gelirken, bu yönde yasal araçlar oluşturuluyor.

Türkiye’de,  medeni kanun ve ceza kanunu gibi temel kanunlarda cinsiyet temelli ayrımcılık içeren düzenlemelerin kaldırılması, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Hakkında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne taraf olunması, erkek şiddetine karşı tedbir kararı alınmasını düzenleyen 4320 sayılı yasa, 2012 yılında yürürlüğe giren 6284 Sayılı Yasa ve son olarak bugün yürürlüğe giren ve Türkiye’nin çekincesiz olarak imzalayarak, taraf olduğu   İstanbul Sözleşmesi kadın mücadelesinin hukuki alanda en önemli kazanımlarıdır. 

İstanbul Sözleşmesi, Opuz vs. Türkiye Kararının Devamıdır

2009 yılında, Nahide Opuz vs. Türkiye davası ile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ilk kez, taraf devleti,  Türkiye’yi kadın cinayetinden sorumlu tutarak, devleti cinsiyet temelli ayrımcılık ve yaşam hakkı ihlalinden mahkum etmiş ve kadına karşı erkek şiddeti konusunda gerekli uygulamaların mevcut olmadığına karar verdi. Bugün erkek şiddeti konusunda tüm dünyada içtihat niteliğinde görülen Opuz vs. Türkiye davası kararı, İstanbul Sözleşmesi’nin de temelini oluşturdu.

İstanbul Sözleşmesi Ne Diyor?

İstanbul’da imzaya açıldığı için, İstanbul Sözleşmesi olarak adlandırılan sözleşme,  cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli tüm ayrımcılık biçimlerine karşı mücadele edilmesi, erkek şiddetinin önlenmesi, şiddete karşı tedbir alınması, şiddete maruz kalan kadınların zararlarının tazmin edilmesi ve şiddet uygulayan kişilerin şiddet eylemi ile orantılı cezalar ile cezalandırılması konusunda taraf devletlere pek çok yükümlülük getiriyor. 

Sözleşme bugüne kadar kadına karşı şiddet, ev içi şiddet, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete ilişkin en kapsamlı tanımlamaları yaparak, Sözleşme’nin güvence altına aldığı hakların yerine getirilmesi bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmayacağını düzenlemiştir. Kadına yönelik şiddet, ayrımcılığın bir biçimi olarak fiziksel, cinsel, psikolojik olarak ıstırap verebilecek her türlü eylem, bu eylemler ile tehdit etme, zorlama ve keyfi olarak özgürlüğünden alıkoyma olarak tanımlanırken, ev içi şiddet, ev içinde veya hanede, aynı evde yaşıyor olma, eski veya şimdiki eşler, partnerler arasında olup olmamasına bakılmaksızın her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddettir. Sözleşme toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti, kadınlara kadın oldukları için uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet biçimi olarak ifade etmiştir.

İstanbul Sözleşmesi Derhal Uygulamaya Geçmeli

İstanbul sözleşmesini ilk imzalayan devlet olmakla övünen Türkiye’de hala,  çok sayıda kadın cinayeti haberi duyuyoruz. Artık günde kaç kadının öldürüldüğünü rakamlarla ifade etmeyi istemediğimiz bir noktadayız. Buna rağmen, var olan düzenlemer dahi hayata geçirilemiyor,  kadın cinayetleri konusunda özel önlemler  alınmıyor,  politikalar geliştirilmiyor, izleme mekanizmaları kurulmuyor.

Türkiye’de yasaların çıkarılması ve uluslararası sözleşmelere taraf olunmasının ötesinde bu yasal düzenlemeler uygulanmıyor. Erkek şiddeti ile mücadelede, polis, savcı, hakim gibi karar alıcı ve uygulayıcılar keyfi davranıyor, şiddet uygulayanlara orantılı cezalar verilmiyor, yeterli sayıda sığınak kurulmuyor. Üretilen politikalar ve uygulamalar, kadınların bedenlerini, kararlarını,  hayatlarını, kahkahalarını kontrol etmeye yönelik.

Bugün taraf devlet olarak Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nin yükümlülüklerinin yerine getirilmesi, için tüm yasal mevzuatta cinsiyet ayrımcı hükümlerin yeniden düzenlenmesi, yasaların hayata geçirilmesi için, önleme, tedbir, tazmin,izleme ve şiddet ortamından gelen kadın ve çocuklara özel destek konusunda gerekli tüm mekanizmaların kurulması ve her şeyden once kadına karşı şiddet alanında akd edilmiş olan en geniş kapsamlı bu sözleşmenin uygulanması yönünde siyasi iradenin oluşturulması gerekiyor 

İstanbul  Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesi ile, bir kez daha kadın cinayetleri konsunda, meclisin olağan üstü toplanması ve kadın cinayetleri konusunda, kadın örgütlerinin talepleri doğrultusunda acil eylem planının yapılarak hayata geçirilmesini talep ediyoruz.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı