Bizler kadın örgütleri olarak uzun zamandır mecliste kadın cinayetlerini araştırma komisyonu kurulmasını, bu konuda acil önlem alınmasını; Kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurulacağına dair  karar 3 Aralık 2014’te Resmi Gazete’de yayımlandı. Komisyonun çalışmalarının sonuç alması için faaliyetlerini şeffaf yürütmesi, süreli değil sürekli olması ve Meclis dışından, kadın örgütlerinin oluşturduğu bağımsız bir izleme komitesinin denetimine ve sözüne yer açılması gerektiği daha önce de vurgulandı. Komisyon’un çalışma biçiminin ise bunun çok uzağında olduğunu görmekteyiz. Bu durumun ilk örneğini kadın STK’ları ile 5 Şubat 2015 tarihinde Ankara’da yapacağını duyurduğu toplantıya, kadına yönelik erkek şiddeti alanında yıllardır mücadele eden, 6284 Sayılı Kanunun yapım aşmasına  da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çağrısı ile bizzat katılmış olan  bağımsız kadın örgütlerinin büyük bir çoğunluğunu davet etmeyip, dışlamasıyla görmüş olduk.

İktidarın kadın bedeni üzerinden söylemleri, erkini güçlendirmek için kadınlar üzerine kurduğu politikaları hayata geçirme planları bir türlü bitmiyor. Kürtaj da bu mevzulardan biri, hatta en "can alıcı"sı, zira iktidar konuştukça, ataerkil sistemin kök saldığı bu topraklarda, "devlet aklına hızla sahip çıkılıyor ve sonucu Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'nın Istanbul'daki kamu hastanelerinin kadın doğum servislerini arayarak yaptığı kürtaj araştırması gösteriyor.

Özgecan’ın evine giderken dolmuşta tecavüz suçuna maruz kalıp öldürülmesi, erkek şiddeti, erkek şiddetine karşı mücadele, kadınların deneyimleri ve devletin sorumluluğu konuları yoğun bir şekilde gündemde yer aldı. Bu tartışmalar içinde, kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden kadın örgütlerinin ötekileştirilerek işaret edildiği bir dil ile karşılaştık.

Özgecan’ın tecavüz sonrası öldürülmesinin toplumun tüm kesimlerinden aldığı tepki, kuşkusuz kadın cinayetlerinin önlenmesi, erkeklerin engellenmesine yönelik bir fırsat yaratması açısından önemli. 

Türkiye’de kadınlara yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin sebep ve sonuçları yıllardır kadın örgütlerince defalarca dile getirildi. Kadınlarla erkekler arası fiili eşitsizlik ve her türlü ayrımcılığın bir sonucu olan erkek şiddetine karşı TBMM’nin acil olarak önlem alması gerektiği yakın zamanda 124 kadın örgütünden oluşan Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu tarafından 20 Temmuz 2014’ten bu yana talep ediliyor. Yıllardır süren bu mücadele ve çağrıların sonucunda TBMM çatısı altında “Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu” adıyla bir komisyon kuruldu.

Ancak Komisyon kuruluşundan hemen sonra attığı ilk adımda bizleri büyük hayal kırıklığına uğrattı. Zira kadın STK’lar ile 5 Şubat 2015 tarihinde Ankara’da yapacağını duyurduğu toplantıya, kadına yönelik şiddet alanında da yıllardır mücadele eden bağımsız kadın örgütlerinin büyük bir çoğunluğunu davet etmeyip, dışlamış durumdadır. Böylece daha baştan konuyla ilgili yıllara dayanan emek, bilgi ve deneyim sahibi kadın örgütlerinin çalışmalara dâhil olmalarını engelleyerek esas olarak kendi siyasi görüşüne yakın sivil toplum örgütleri ile çalışacağını şimdiden belli etmiştir.

Türkiye gibi kadına yönelik şiddet konusunda dünyada negatif anlamda rekor kırmış bir ülkenin meclis komisyonunun bunu yapmaktaki amacı nedir? Bize göre, Komisyon izlediği bu yöntemle kadına yönelik şiddetle mücadele eden kadın hareketinin, bu alanda yıllardır biriktirmiş olduğu bilgi ve deneyimi görmezden gelmekte, kadın örgütlerini ve mücadelelerini görünmez kılıp, değersizleştirmektedir. Oysa ki Komisyon üyelerinden beklentimiz ve doğru olan dayanışma merkezi ve sığınak çalışması yürüten kadın örgütlerinin, belediye ve kamuya ait sığınak çalışanlarının katıldığı ve bu yıl on sekizincisi düzenlenecek olan “Sığınaklar ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı” bileşeni onlarca kadın örgütüyle işbirliği içinde bu kadar büyük bir sorunu çözmeye çalışmasıdır.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı olarak, İstanbul’daki 37 kamu hastanesine, telefon ile  “kürtaj yapıyor musunuz?” diye sorduk. Aldığımız yanıtlar, hükümetin kürtaj ile ilgili söylemlerinin gerçek hayatta nasıl karşılık bulduğunu kanıtlar nitelikte.   Yapılan telefon görüşmelerine göre, İstanbul’da sadece 3 kamu hastanesi isteğe bağlı kürtaj yapmakta,  12’si hiçbir şekilde kürtaj yapmamakta ve 17’si ise sadece fetusun ölmesi ya da anneye zarar veriyor olması, bebeğin sakat olması, annede kanama olması ya da düşük olması gibi çeşitli tıbbi komplikasyonların zorunlu kıldığı durumlarda, heyet kararı ile kürtaj yapmaktadır.İsteğe bağlı kürtaj yaptığını söyleyen hastanelerden ise sadece 1 tanesi yasal sınır olan 10 haftaya kadar kürtaj yaptığını diğer iki hastane ise 8 haftaya kadar kürtaj yapabildiklerini belirtti.

İki hastanenin kadın doğum servisine ulaşılmadığı için kürtaj yapılıp yapılmadığında dair kesin bir bilgi alınamadı. Bu hastanelerinde her üçünde de telefonu açan görevli önce “kürtaj yapılmıyor” yanıtını verdi. Mor Çatı’dan arandığı söylenildiğinde ise telefondaki kişi kadın doğum servisine yönlendirdi fakat 2 hastanenin de kadın doğum servisi telefona yanıt vermedi. Örneğin Pendik Devlet Hastanesi’ndeki santral görevlisi önce kadın-doğum servisine yönlendirdi fakat birim yanıt vermedi. Telefon tekrar santrale bağlandı. Santraldeki görevli kendisini tekrar tanıtmayınca, kadın-doğum servisine bağlanıldığı sanılarak soru tekrarlandı.Bunun üzerine santral görevlisi şöyle bir yanıt verdi: “Hanımefendi cevap vermediler, ben size yapılmadığını söyledim, bunun için kadın-doğuma bağlanmaya gerek yok.”Zorunlu durumlarda yapılıp yapılmadığı sorulduğunda ise duraksayan bir ses tonu ile “Yok, eğitim ve araştırma hastanelerine sevk ediyoruz” denildi. 

Üç hastane ile yapılan görüşmede ise, hastanede kürtaj yapılıp yapılmadığı bilgisinin telefonda verilemeyeceği, bunun yasak olduğu belirtildi.