E-Bülten : Nisan - Haziran 2014

Bu bülteni düzgün görüntüleyemiyorsanız online versiyonu için tıklayın
NİSAN - HAZİRAN'14
MOR ÇATI BÜLTEN
Erkek şiddetine karşı kadın dayanışması güçlenmeye devam ediyor!

2014’ün ilk altı ayında 491 kadın ve çocukla görüştük, büyük çoğunluğu eşlerinden ve eski eşlerinden şiddet gören kadınlara destek sağladık.

2014 yılının ilk altı ayında Mor Çatı’ya başvuran 491 kadın ve çocuk şiddetten uzaklaşmak için destek aldı. Kadınların şiddetten uzaklaşmak için ihtiyaç duydukları sosyal desteklerle hukuki ve psikolojik danışmanlık Mor Çatı gönüllülerinin dayanışmasıyla sağlandı. Başvuran kadınların çoğu ile birden fazla görüşme yapıldı. Yapılan 1.126 görüşmenin yüzde 80’i telefonla, yüzde 10’u yüz yüze, diğer yüzde 10’u ise e-posta yoluyla gerçekleştirildi. Görüşmelerin yüzde 75’i kadınların kendisiyle gerçekleştirildi.

Erkek şiddetine maruz kalan başvuranların yüzde 9’u 18 yaşından küçük çocuklardı ve bu çocukların yarısı cinsel şiddete maruz kaldığı için desteğe ihtiyaç duyuyordu.

Başvuran kadınların çoğu resmi nikâhlı evli olduğunu belirtti. Görüşme yapılan kadınlardan medeni halini belirtenlerin yüzde 58’i resmi nikâhlı, yüzde 2’si ise dini nikâhlı, yüzde 21’i boşanmış, yüzde 17’si hiç evlenmemişti. Kadınların yüzde 3’ünün ise eşi ölmüştü. Evli kadınların yüzde 48’i 1 ila 10 yıllık, yüzde 30’u 11 ila 20 yıllık, yüzde 23’ü ise 21 ve daha fazla yıllık evliydi.

2014’ün ilk altı ayında kadınlar en çok eşlerinden şiddet gördüler. Şiddet uygulayanla ilgili bilgi veren kadınların yüzde 58’i eşinden, yüzde 10’u eski eşinden şiddet gördüğünü belirtti.

 
Mor Çatı Sığınak Dayanışması

Kadın ve çocuklar dahil, 20 kişi kapasiteli Mor Çatı sığınağında, 6 aylık süre içerisinde, 19 kadın ve 23 çocuk olmak üzere toplam 42 kişi destek aldı.

18-50 yaş arasında 19 kadın ve 0- 17 yaşlar arasında 23 çocuk olmak üzere toplam 42 kişinin destek aldığı Mor Çatı sığınağının kapasitesi 20 kişi. Son altı ay içinde destek alan 19 kadından 5’i üniversite, 5’i lise, 6’sı orta öğretim mezunu, diğerleri ise okur- yazar konumda.

Bu kadınlardan 8’i eşinden, 2’si dini nikahlı eşinden, 4’ü boşandığı eşinden, 2’si babasından, 1’i nişanlısından, 1’i sevgilisinden ve diğeri ise yakınlarından şiddet gördüğü için Mor Çatı’ya başvurdu. Yabancı uyruklu olduğu için devlet sığınaklarına kabul edilmeyen 3 kadınla ŞÖNİM’e bağlı sığınakta kalırken çıkarıldığı için Mor Çatı’ya başvuran bir kadın da bu süreçte destek alanlar arasında. 12 yaşından büyük erkek çocuğu olan 4 kadın, “Kadın Konukevlerinin Açılması ve İşletilmesi Hakkında Yönetmelik” gereğince devlet sığınaklarına kabul edilmedi. Buna karşılık, aynı yönetmelikte yer alan, 12 yaşından büyük çocukları olan kadınlara ev tahsisi hakkına erişemedi.

Bu altı ay içerisinde sığınakta kalan kadın ve çocukların güçlenmesi için sosyal destek sağlandı, 7 kadın ve 6 çocuk Mor Çatı gönüllülerinden psikolojik destek aldı. 2 kadın ve 1 ergenin dil eğitimi talepleri değerlendirilerek İngilizce eğitim desteği sağlandı. Toplam 7 kadın işe girdi ve bağımsız yaşamlar kurdu, 6 kadın için 6284 sayılı yasadan yararlanarak koruma kararı çıkarıldı, 2 kadının kimlik değişimi gerçekleştirildi. Boşanma davası açan 4 kadından birinin davası, anlaşmalı boşanma yoluna gidildiği için sonuçlanabilirken diğer 3 kadının davası, adli süreçlerin yavaşlığı nedeniyle hâlâ sürüyor.

Bu çalışmaların yanı sıra sığınakta kalan çocuklar için tatil programları yapıldı; gönüllü stajyerlerin de desteği ile yaratıcı atölye, deniz, orman yürüyüşleri ve sinema gibi etkinlikler organize edildi. Sığınakta kalan kadınlarla, Bulaşıcı Hastalıklar ve HIV Pozitif, Beslenme, Toplumsal Cinsiyet Farkındalığı, Kadın Dayanışması konularında atölye çalışmaları yapıldı.

Kadınlar en fazla, Sağlık Bakanlığı randevu sistemi olan ALO 182’deki güvenlik açığı uygulamasında zorluk yaşadılar. Bu konuda Sağlık Bakanlığı’na tespitlerimizi yazılı bir dilekçe ile ilettik. Kreş hakkına erişim de uygulamada kadınların zorluk yaşadığı bir diğer konu oldu. 0-3 yaş çocuklar için uygun kreş bulunması, yerel yönetimlerin kreşlerinin 3 yaş üstü çocuklar için olması nedeniyle oldukça zor. Bakanlığın Sosyal Hizmetler birimlerince yönlendirilme yapılan özel kreşler ise çok seçici oldukları için, sığınakta kalan ve 2 yaş altı bebeği olan bir kadının çocuğunun kreş kabulünde zorluklar yaşandı.

 
“Uluslararası Çocuk Kaçırma Davaları, Lahey Sözleşmesi’nin Uygulanması” Konulu Uluslararası Sempozyuma Katıldık

Uluslararası çocuk kaçırma davalarında, uluslararası bir mahkemenin olmaması Lahey Sözleşmesi’nin uygulanması önünde en büyük engel. 

12 Nisan 2014 tarihinde düzenlenen ve Ankara Barosu, Türkiye Barolar Birliği ve Galatasaray Üniversitesi tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen, “Uluslararası Çocuk Kaçırma Davaları, Lahey Sözleşmesi’nin Uygulanması” konulu uluslararası sempozyuma katıldık. Sempozyumun ilk oturumunda, sözleşmede yer alan “merkezi makamın rolü”ne ilişkin Fransa, Birleşik Krallık ve Norveç’teki uygulamaları bu ülkelerden gelen hukukçular aktardı.

Uluslararası aile hukuku yargılamasında son on senedeki gelişmeleri, Uluslararası Çocuk Hareketi temsilcisi, İngiliz hakim Sir Mathew Thrope aktardı. Sir Thrope, Lahey Sözleşmesi’ni temel alarak, adli yeniliğe ihtiyaç olduğunu vurguladı. Bu sözleşmeden doğan haklarla ilgili olarak uluslararası bir mahkeme olmamasının en büyük sorun olduğunu da ifade eden Thrope, sözleşmeye taraf olan 91 ülkenin asgari bir müşterekte buluşması gerektiğini belirtti. Sempozyum katılımcılarının ortaklaştığı en önemli konu, sözleşmenin başarıya ulaşmasında ülkeler arası iletişim ve işbirliğinin kurulmasının önemi oldu.

Oturumda Denise Carter, “Uluslararası Çocuk Kaçırma Vakalarında Arabuluculuğun Rolü" konulu bir sunum yaptı. Carter, Türkiye’nin, arabuluculuk faaliyetlerini, sözleşme dahilinde uygulaması gerektiğini vurguladı. Türkiye’de “merkezi makam” görevini üstlenen Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Dr. Gonca Gülfem Bozdağ ise Türkiye’deki mevcut sistemden ve önerilerden bahsetti. Arabuluculuk kanunu ile eş zamanlı değişiklikler yapılması gerektiğini söyleyen Bozdağ, iade kararı için altı haftalık süreye uyulmaya çalışıldığını belirtti.

İkinci oturumda Prof. Marilyn Freeman, “Çocukların Bakış Açısından, Çocuğun Kaçırılması” hakkındaki sunumunda, sürecin çocuklar üzerinde yarattığı olumsuzlukların altını çizdi. Hakim Zeynep Öksüzoğlu da aile mahkemelerinin kararları ışığında, Türkiye’deki yasal sürece ilişkin dava örneklerinden bahsetti. 

 
Erkek Şiddeti Azalmıyor Çünkü En Önemli Yasa hâlâ Kâğıt Üzerinde!

6284 sayılı Yasa’nın uygulamalarını, bir yıl boyunca düzenli olarak izledik. 23 Mayıs’ta yaptığımız basın toplantısı ile İzleme Raporumuzu kamuoyu ile paylaştık. İzleme Raporu Hürriyet, Birgün, Evrensel gazeteleri ile internet basınında geniş yer buldu.

Mor Çatı, 15 Nisan 2013’ten bu yana yaptığı izleme çalışmalarını, Hollanda Konsolosluğu Matra Fonu’nun desteği ile sürdürüyordu. Bu proje kapsamında ayrıca 6284 sayılı Yasa’dan nasıl yararlanılabileceğini anlatan bir broşür de yayınlandı. Projenin sürdürüldüğü bir yıllık süre içinde Mor Çatı, 1377 kadın ve çocukla dayanışma sağladı.

6284 sayılı Yasa’nın İzleme Raporu, 1377 kadın ve çocuğun deneyiminden elde edilen bilgilerin yanı sıra, yetkililere, bilgi edinme hakkı çerçevesinde sorulan soruların yanıtlarını da içeriyor. Yetkili kurumlar arasında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, İstanbul Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi, İstanbul Valiliği, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bulunuyor. İzleme Raporu’nun amacı, şiddetten uzaklaşmak için mücadele eden kadınların, 6284 sayılı Yasa ile elde ettikleri haklarını kullanırken karşılaştıkları güçlükleri ortaya çıkarmak. Bu sayede, uygulamadaki eksikliklerin ve kadınları güçsüzleştiren mekanizmaların daha görünür hale gelmesini, erkek şiddetine karşı etkili olacak ve kadınları güçlendirecek önlemler alınmasını bekliyoruz.

İzleme Raporu, 6284 sayılı Yasa çerçevesinde koruma tedbiri isteyen kadınlardan hȃlȃ delil sunması istendiğini, koruma kararlarının psikolojik ve cinsel şiddeti kapsamadığını, bu yasa çerçevesinde kurulan ŞÖNİM (Şiddeti Önleme Merkezleri) sayısının Sosyal Hizmet ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kapanmasının ardından çok yetersiz kaldığını, kadınların ihtiyaçlarını karşılayamadığını ortaya koydu. Ayrıca kadınların çocuklarıyla birlikte kaldıkları yerin gizliliği sağlanamıyor, gizli kayıt sistemi tam olarak işlemiyor bu da kadın ve çocukların güvenliğini tehlikeye atıyor.

İzleme raporunun tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Erkek Şiddetini Önlemede 6284 Sayılı Kanun broşürü için tıklayınız.

 
WAVE  Koordinasyon Komite Toplantısı’ndan notlar…

26 ve 27 Mayıs tarihleri arasında Viyana’da gerçekleştirilen WAVE (Avrupa Kadına Yönelik Şiddete Karşı Kadınlar Ağı) Koordinasyon Komite Toplantısı’na katıldık.

Aralarında Mor Çatı’nın da bulunduğu 30 farklı ülkeden 42 katılımcının yer aldığı komite toplantısında, kadın örgütlerinden, kadın sığınaklarından / birleşik sığınak ağlarından, Alo Şiddet hattından, ulusal feminist ağlardan, araştırma merkezlerinden ve kadının insan hakları merkezlerinden katılımcılar vardı. Oturumlar, farklı ülkelerden feministlerle kadın örgütlenmelerinin katılımıyla son derece heyecan verici bir atmosferde gerçekleşti. Toplantının ilk gününde, kadın sığınaklarının yaşadığı mali sorunlar, devlet bütçesinden sığınaklara kaynak aktarımına ilişkin yaşanılan sıkıntılar, sığınak merkezlerinin da(ya)nışma merkezleri olarak adlandırılması ve feminist perspektif ışığında bu iki adlandırma arasındaki farklılıklar, sığınakların devlet tarafından standartlaştırılmasının sonuçları gibi konu başlıkları ele alındı.

Mor Çatı, sunumlarında, Türkiye’deki hükümetin ve devletin kadına yönelik şiddetle mücadeleyi nasıl ele aldığı ve sığınak çalışmaları hakkında deneyim aktarımı yaparak konuyu ŞÖNİM uygulamaları örnekleriyle ortaya koydu. Almanya’da sığınakların devlet tarafından standartlaştırılması uygulamasının, sığınakların bağımsız çalışabilmesine katkı sunsa da feminist politikanın yapılmasını zorlaştırdığı ifade edildi. Bu deneyimden hareketle WAVE’in bağımsızlığını sürdürmesini sağlayacak kaynaklar için lobi oluşturulmasının ve kadına yönelik erkek şiddetine yönelik mücadelede ortak bir dil ve tanım kullanılmasının gerekliliği konusunda görüş birliğine varıldı. Şiddete uğrayan kadınlarla dayanışmak üzere, WAVE ağının sürdürülebilir fon desteğinden yararlanabilmesi için WAVE ağı odak noktası olan her ülkede, 25 Kasım-10 Aralık tarihleri arasında 16 gün sürecek bir eylemin örgütleneceği duyuruldu.

İlk günün sonunda, seks işçiliği ve Baba Hakları Hareketi de ele alınan diğer konular oldu. Konferansın ikinci günü, Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti ele aldığı bir sunumla açıldı. Sadece AB üyesi olan 28 ülkeden 42 bin kadınla yapılan görüşmelerin sonuçlarının yer aldığı rapor, katılımcılar tarafından değerlendirildi. Sonrasında İstanbul Sözleşmesi ve Avrupa Birliği ülkelerine yönelik uluslararası sözleşmelerin maddeleri masaya yatırıldı. Farklı görüşlerin farklı bakış açılarını besleyerek yeni sorulara zemin açtığı komite toplantısının bir sonraki tarihi, 16 Kasım olarak belirlendi. Önümüzdeki toplantıda, şiddet uygulayıcılarına yönelik proje ve faaliyetler ele alınacak.

 
Mor Çatı ve SpoD İşbirliğiyle Farkındalık ve Dayanışma Atölyesi

14 ve 15 Haziran’da Mor Çatı gönüllüleri LGBTİ’nin tüm harfleri ve renkleriyle buluştu

15- 16 Haziran tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz “Farkındalık ve Dayanışma Atölyesi”nde, LGBTİ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks) hareketi derken neyi kastettiğimiz üzerine tartıştık. Bu atölyelerde, erkek egemenliğinin yarattığı kadın-erkek ikiliği ve hetero-normativenin ötesinde farklı cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve ilişki biçimleriyle ilgili tanımlara, kavramlara, deneyimlere ve bunların doğrultusunda yaşamlarımıza birlikte baktık. Bizimle bilgi paylaşımında bulunan Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nden (SPoD) 6 gönüllü ve Mor Çatı’dan 15 katılımcı ile birlikte çok aktif, samimi, besleyici ve verimli bir atölye gerçekleştirdik.

İlk gün, LGBTİ kavramlarına ışık tuttuktan sonra hareketin tarihi ve harekette aktif olan örgütlerle ilgili bir harita çizildi. Yaygın olan ve kendimizde de fark ettiğimiz mitleri, birbirimizi yargılamadan paylaştıktan sonra buradan hareketle LGBTİ bireylerini belirli bir stereotipe uyduramayacağımızı tespit ettik.

İkinci gün, açılma süreçlerini ve trans geçiş süreçlerinin hukuki ve tıbbi boyutlarını, Mor Çatı'da başvuru alan çalışan ve gönüllülerle birlikte ele aldık. Sonrasında trans misafirhanesini feminist yöntemlerle nasıl güçlendirebileceğimiz üzerine bir deneyim paylaşım atölyesi yapma konusunda ortaklaştık.

 
Sanal Ortamda Gördükleriniz Gerçekte de yaşanıyor: Kadınlar Dijital Şiddete Maruz Kalıyor!

Birçok kadının sosyal medya aracılığıyla yaşadığı dijital şiddet olaylarına dikkat çekmek ve dijital şiddetin de suç olduğunu hatırlatmak için, McCann İstanbul ekibinden Elif, Özlem, Seral, Cihan ve Atakan Mor Çatı için ilan çalışmaları hazırladı.

Dijital teknoloji araçları ve sosyal medya da şiddetin diğer türleri gibi güç göstermek, kontrol etmek, cezalandırmak ve öfke boşaltmak için kullanılabiliyor. Dijital şiddetin kapsamına neler giriyor?

  • Cep telefonlarında bulunan programlar ile nerede olduğumuzun belirlenebilmesi veya nerede olduğumuzu kanıtlamamızın istenmesi,
  • Sürekli olarak telefonla veya mesajla rahatsız edilmemiz, denetlenmemiz,
  • Sosyal medya üzerinden iftira, taciz ve hakaretlere maruz kalmamız, tanımadığımız kişilerce takip edilmemiz,
  • E- posta şifremizi vermemizin istenmesi veya dijital bilgilerimizin çalınması;
  • Cinsel ilişki görüntülerinin gizlice kaydedilmesi veya edilmiş gibi yapılıp şantaj yapılması, bu başlık altında değerlendiriliyor.

Mor Çatı’ya geçen yıl yaşadıkları şiddet nedeniyle başvuran 1133 kadın ve çocuktan 20'si, dijital şiddete maruz kaldığını belirtti. 2014 yılının ilk 3 ayında ise başvuran 277 kadın ve çocuğun 6'sı, dijital şiddet yaşadı. Tahminimiz bu şiddet türünün gün geçtikçe yaygınlaştığı yönünde. Dijital teknolojilerin hayatımızın bir parçası olması, dijital şiddete karşı da önlem alınmasını gerekli kılıyor. McCann İstanbul ekibinden Elif, Özlem, Seral, Cihan ve Atakan Mor Çatı için hazırladığı çalışmalarda, dijital şiddetin de fiziksel şiddet gibi suç olduğunun altı çiziliyor.

Tüm ilanlar için tıklayın.

 
Mor Çatı Gönüllü Buluşmaları Devam Ediyor…

Mor Çatı dayanışma ağına katılmak isteyen kadınlar, Nisan ve Mayıs aylarında düzenlenen iki ayrı toplantıda buluştu. Temmuz ayında gerçekleştirdiğimiz gönüllü atölyesi ile yeni gönüllüler aramıza katıldı.

Şubat ayında düzenlenen tanışma toplantısı sonrasında iki ayrı toplantıda Mor Çatı dayanışma ağına katılmak isteyen kadınlarla bir araya geldik. İlk buluşmada her katılımcının aktif olabildiği bir oyun etkinliği ile kadınların toplumsal cinsiyet rolleri, bu rollerin farklı yaş grubundan ve sosyo-ekonomik düzeyden kadınlar için nasıl değişkenlik gösterdiği ve hangi noktalarda ortaklaştığını tartıştık. İkinci buluşmamamızda ise kadınların yaşadığı hak ihlallerini ele aldık. 1987’den günümüze kadınların hak talepleri ile kanunlarda gerçekleştirilen değişiklikleri konuşarak başladığımız toplantıya, kadınları şiddetten korumak üzere çıkarılmış olan 6284 sayılı Yasa uygulamalarında yaşadığımız sorunlar, kadın cinayetleri davalarında uygulanan haksız tahrik indirimleri, istihdam alanında ve medyada kadınların yaşadıkları hak ihlallerine ilişkin deneyimlerimizi de paylaşarak devam ettik.

Temmuz ayında ise Mor Çatı’da gönüllü olmak isteyen kadınlar için düzenlenen atölye çalışmasını gerçekleştirdik. Bu atölye: Mor Çatı Dayanışma Merkezi ve sığınak deneyimini konuştuğumuz, hukuki düzenlemeler hakkında bilgi edindiğimiz, erkek şiddetine ve kadınların hayatında, duygu dünyasında yarattığı etkileri üzerinde farkındalığımızı yükselttiğimiz ve kendimizle yüzleştiğimiz bir buluşma oldu. Kadınların aktif katılımıyla geçen atölye sonrasında, yeni gönüllülerin katılımıyla dayanışma ağımızı güçlendirdik.

 
Kadın Sığınakları ve Dayanışma Merkezleri Kurultayı’nın bileşenleri İstanbul’da buluştu!

17. Ara Kurultay kadına yönelik şiddet alanında çalışan bağımsız kadın örgütlerinin katılımıyla 23,24,25 Mayıs 2014’te İstanbul’da gerçekleşti.

17. Ara Kurultay 23,24,25 Mayıs 2014’te İstanbul’da gerçekleşti. Antalya, Ankara, Adana, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Muş, Söke ve Van’dan kadına yönelik şiddet alanında çalışan bağımsız kadın örgütlerinden katılan 25 kadın İstanbul’da üç gün boyunca atölyeler ve toplantılarda yürüttükleri mücadele üzerine kendi deneyim ve bilgilerini paylaştılar.

17. Ara Kurultay, Mor Çatı tarafından gerçekleştirilen 6284 izleme projesinin basın toplantısı ile açıldı. Rapor sunumu basın ve kadın örgütleri ile paylaşıldıktan sonra basın toplantısına katılan kadın örgütleri de alanda edindikleri bilgi ve deneyim paylaşımında bulundular.

Bu deneyimlerden birkaçını şöyle sıralayabiliriz:

  • Mersin'de kadınların ilk başvuru yaptıkları yerlerden biri muhtarlıklar olduğu için Mersin Bağımsız Kadın Derneği muhtarlar ile bir çalışma yürüterek kadın dayanışmasını güçlendirmekte.
  • Ankara'da insan ticaretine maruz kalan kadınlar için Ankara Kadın Dayanışma sığınak faaliyeti yürüterek kadınlarla dayanışmakta.
  • Söke Kadın Sığınma Derneği dava takipleri ve muhtarlar ile var olan çalışmaları devam ederek dayanışma ağını güçlendirmekte.
  • Adana Kadın Dayanışma Merkezi diğer kadın örgütleri - Anne Çocuk Eğitim Vakfı vb.- ile ortak projeler yürütmekte. Van Kadın Derneği kadınlarla dayanışmak için deprem sonrası destek çalışmalarına devam etmekte ve özellikle mülteci kadınlara yönelik dil kursu gibi destekler sağlamakta.
  • Muş Kadın Derneği, Sabancı Vakfı ile erken yaşta evlilik projesi yürütmekte.
  • Diyarbakır Selis, Ergani Selis ve Ceren Kadın derneği dava takipleri, madde bağımlılığı ve “fuhuş” üzerine çalışmalar yapmakta.

Ara kurultayda bileşenlerin kendileri ve kurultayı nasıl güçlendirecekleri üzerine de toplantılar gerçekleşti; kurultay bileşeni olma tanımı ve ilkeleri yeniden gözden geçirildi. Mor Çatı gönüllüsü sosyolog Berna Ekal tarafından hazırlanan “Kurultayın Gücü” raporun paylaşımı ve gönüllük üzerine yapılan atölye çalışması tartışmayı zenginleştirdi.

Bu yıl gerçekleştirilen ara kurultay organizasyonu için kaynak bulunamamasına rağmen kadınlar bir araya gelerek kendi ekonomik güçleri ile kurultay organizasyonuna destek vererek, kolektif bir çalışmanın gerçekleşmesini de sağladılar. Bağımsız kadın örgütlerinin faaliyetleri için kaynak bulma konusunda her sene daha fazla zorluk çekmesinin de bir göstergesi olan bu durum nedeniyle kaynak politikası ve fon almadan kurultayın politik ve örgütsel varlığını nasıl devam ettirilebileceği de gündem başlığı olarak konuşuldu.

Üç gün boyunca kolektif örgütlenmenin ve toplantıların gerçekleşmesinin ardından 17. Ana Kurultay için 25, 26, 27 Ekim 2014'te Diyarbakır'da buluşmak üzere ara kurultay sonlandı.

 
Yeni Türk Ceza Kanunu Düzenlemesi Hayatımızı Nasıl Etkileyecek?

Çocuklara yönelik cinsel suçların cezalarında artırım öngören yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) düzenlemesi, 18 Haziran’da Meclis’ten geçti. On beş kanunun bir arada görüşüldüğü torba yasa, 28 Haziran 2014'de Resmi Gazete'de yayınlandı. Bu haliyle acele ile yapılmış bir yasal düzenlemenin bütün sorunlarını taşıyan yasada, suçu işlenmeden önlemeye yönelik bir madde yok, şikayet şartlarına dokunulmamış, artırılan cezalar olsa da bunlar caydırıcı bir etki yapmıyor. Son yasal düzenlemede değişen dört madde, kadınları ve çocukları yakından ilgilendiriyor.

Yeni TCK düzenlemesi, torba yasa adı altında birbirinden bağımsız konuların birlikte görüşülmesi yöntemi ile düzenlenerek bir paket halinde, TBMM gündemine geldi. Uyuşturucu, cinsel suçlar ve hırsızlık ile ilgili suçlarda ceza artırımı getiren son yargı paketi, ihale, kamulaştırma gibi davalar için ivedi yargılama; mal varlığına el konulmasında elektronik tebligatın yeterli olması, yargıyı etkileme suçunun kapsamının daraltılması ve evrakta sahtecilik suçunun cezasının azaltılması da yer alıyor.

Yasa’daki en önemli eksikliklerden biri çocuk yaşta evlilikler konusu. Çocuk hakları savunucuları, bununla ilgili özel bir düzenleme yapılması gerektiğini belirterek cinsel ilişkiye rıza yaşıyla, genç evliliğinin birbirinden ayrılması gerektiğini ifade ediyor. Ergenler arasındaki cinsel ilişki ve çocuklar arasındaki evcilik gibi oyunlara ceza getirilemeyeceğini belirten uzmanlar, bu düzenlemeyle kız çocuğa da ceza kesildiğini belirtiyor. Çözüm olarak yasaya; İkisi de çocuksa mağdurun ailesi şikayet ederse cezaya tabi tutulacak kavramı eklenmesine rağmen, mağdur kavramı belirsizliğini koruyor. 15-19 yaş arası gençler arasındaki cinsel ilişkide, her iki taraf için de ceza 2-5 yıldan 10-15 yıla çıkarılıyor.

Yasanın üst başlığı ilk hazırlandığında Genel ahlak, genel adab, aile töresine ve toplum töresine karşı işlenen suçlar olarak kurgulansa da; kadınların itirazları ve cinsel özgürlüklere karşı işlenen suçlar kavramı üzerinde çalışma grubunun ortaklaşamaması üzerine, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar şeklinde değiştirilerek Meclis’e sunuldu. Cinsel dokunulmazlık kavramı ile vücuda dokunmayan her türlü eylem, cinsel taciz (açık saçık fıkralar, porno vs.), vücuda dokunan bir organ veya bir cisim sokma gibi eylemler ise cinsel saldırı olarak değerlendirildi ve cezaları ağırlaştırıldı.

Cezaların ağırlaşması olumlu olmakla birlikte yeterli değil; 2005 yılında cezaların arttırılması sorunun çözümüne katkı sağlamamıştı. Cezaların ağırlaştırılması, özellikle aile içi taciz, tecavüz ve şiddet vakalarında taraflardan biri suçun mağduru olurken diğerinin de ağır cezaların mağduru olması nedeniyle ailenin şikayet etmesini engelliyor. Çözüm olarak erkekler için önleyici, kadınlar içinse koruyucu önlemlerin alınması ve iki cinsi ayıran eğitim ve kamusal alan projelerinden vazgeçilmesi gerek.

Yasadaki bir başka ceza artırımı ise cinsel suçun insanların toplu olarak bulunduğu yerlerde işlenmesi halinde, yarısı oranında artırılması ve cinsel tacizde teşhir etmenin (videonun, fotoğrafın internete koyulması, başkalarına gösterilmesi gibi) ağırlaştırıcı neden haline gelmesi oldu.

Torba yasada, cinsel suçların cezalarına getirilen ceza artırımları şöyle:

Vücuda temas olan haller basit cinsel saldırı suçu kapsamında değerlendirildi ve 2-7 yıl arası olan ceza 5-10 yıl arasına arttırıldı. Vücuda bir organ veya cisim sokmak 7-12 yıldan en az 12 yıla artırıldı. Çocuklara yönelik cinsel istismar suçu 8-15 yıla çıkarılırken tecavüz söz konusu olduğunda, alt sınır 16 yılla başlıyor. Eğer taraflar arasında hiyerarşi varsa veya suçu işleyen taraf, mağdura bakmak ve gözetmekle yükümlüyse cezası yarı oranında artırılacak.

Yeni düzenlemeyle cezalar artırılırken Adli Tıp raporunun kaldırılması ile sanık ve hükümlüler hakkında gizli bir af getiriliyor. Taciz ve tecavüz davalarında mağdurun elini kuvvetlendiren, ruh sağlının bozulduğuna dair Adli Tıp Kurumu’ndan alınan rapor, artık delil olarak kullanılmayacak. Cinsel saldırının cezası 10 yıla kadarken raporun kaldırılmasıyla 2 yıla kadar düşecek. Özellikle taciz ve tecavüz davalarında kadın ve çocuğun beyanından başka hiçbir delil olmadığı için Adli Tıp raporu, davanın seyrini mağdur lehinde değiştirebiliyordu.

İndirim biçiminde bir başka düzenleme: Eski yasada cinsel saldırıya uğrandığı hallerde, mağdur saldırıya direnir ve suçu işleyen kişi, direncini kırmak için ona şiddet uygularsa hem cinsel saldırı hem de kasten yaralamadan yargılanıyordu. Yeni düzenlemede, şiddetin kalıcı iz bırakan veya çok ağır bir yaralama olması halinde, suçlu iki ayrı suçtan birden yargılanacak.

TCK’nın yeni düzenlemesiyle hakkında tedbir kararı çıkan suçluların tedbir sınırlarına, Denetimli Serbestlik Müdürlükleri karar verirken, cezanın geri bırakılması maddesine ağır ve somut kavramı eklenilerek toplum için ağır ve somut bir tehlike yoksa infaz ertelenir haline getirildi. Yeni TCK yasasında yer alan cinsel suçlarda tıbbi tedaviye tabi tutma kavramı, ucu çok açık olması nedeniyle söylenmeyen bir hadım uygulaması niteliğinde. Yasa bu haliyle pek çok tartışmaya neden olacak gibi görünüyor.

 
Mor Çatı’ya destek olmak için neler yapabilirsiniz?
 
Bizimle iletişime geçmek için lütfen morcati@morcati.org.tr adresini kullanın, bu maili cevaplamayın.

www.morcati.org.tr | İletişim | Twitter

Bülten listesinden çıkmak için tıklayın