EBülten : 2019/2

Bu bülteni düzgün görüntüleyemiyorsanız online versiyonu için tıklayın
MART'19
MOR ÇATI BÜLTEN
TCK 103 Kadın Platformu: Hukuk çocuk istismarını meşrulaştırmak için kullanılamaz
2016’da AKP milletvekilleri meclise erken evlilikleri, cinsel istismarı ve çocuk istismarını meşrulaştıracak, çocuklara yönelik cinsel istismar faillerinin istismara uğrayan çocuklarla evlendirilerek cezadan muaf kalmasını sağlayacak bir önerge vermiş, önerge toplumsal tepkilerle geri çekilmişti. Yerel seçimler öncesi yeniden meclis gündemine taşınan önergeye karşı, TCK 103 Kadın Platformu’nun bileşeni olarak 160’tan fazla kadın ve LGBTİ+ örgütüyle birlikte ortak bir basın açıklaması yayınladık. 21 Ocak 2019’da yayımlanan, “Erken yaşta ve zorla evlendirme Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmelidir” başlıklı açıklamamızda, Türkiye’nin taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi’nin 37. Maddesinin erken yaşta ve zorla evlendirmeleri, yetişkin bir kişinin veya çocuğun evlenmeye zorlanmasının suç olarak düzenlenmeyi zorunlu kıldığını hatırlattık. Devletin yapması gerekenin hukuk yoluyla suçun üstünü örtmek değil, yeni hak ihlalleri yaratmayacak yasalar düzenlemek ve failleri değil suçtan zarar görenleri korumak olduğunu, önerge yasalaşırsa hem istismarda “evlilik” yoluyla cezasızlık algısı yüzünden suçun teşvik edileceğini hem de hayatta kalanların hukuka başvurmaktan caydırılacağını vurguladık.
 
 
Mor Çatı: İstismarı evlilikle meşrulaştıran değil önleyen ve cezalandıran yasalar çıkarın
Mor Çatı olarak çocuk istismarının suç olduğunu ve bunun istisnasının bulunamayacağını ortaya koyan bir basın açıklaması yayınladık. Açıklamada, bir çocuğun evlendirilmesinin her koşulda şiddet eylemi olduğunun altını çizdik. Erken yaşta evlenmeyi yasallaştıran bir düzenleme yapmanın istismara “cezasızlık” demek olduğunu, çocuk istismarcıları ve erken yaşta evlilik yanlılarına cesaret ve teşvik sağlayacağını dile getirdik. Türk Ceza Kanunu’nda istismarı ihbar yükümlülüğünün bulunduğu, ihbarda bulunmayan kişiler için de ceza düzenlendiği, Türkiye’nin imzacısı olduğu Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi’nin 14. Maddesinin de devleti istismara karşı gerekli tedbirlerin almakla yükümlü kıldığını hatırlattık. Açıklamada devleti görevinin çocuk istismarcılarına af çıkarmak değil, tam aksine, ceza yasasında bu konudaki yasal boşlukları kapatacak, istismarı daha etkin biçimde cezalandırılacak bir suç haline getirecek yasalar yapmak olduğunu yineledik.  
 
 
Ankara’da nafaka çalıştayının sonucu: Nafakaya göz dikilmesin

Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin 12 Ocak 2019 tarihinde düzenlediği

“Tüm Yönleriyle Nafaka Çalıştayı”na katıldık. Akademisyen, avukat, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, yargıç, kadın örgütleri temsilcileri, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan avukat ve uzmanların katılımıyla düzenlenen kapalı toplantıda yoksulluk nafakasını hukuki ve toplumsal boyutlarıyla tartıştık. Toplantı sonunda Medeni Kanun’un 175. Maddesinde istenen değişikliğin yapılmaması görüşünde buluştuk. Toplantı sonuçlarının derlendiği Sonuç Bildirgesi ile medyada sık yer bulan bazı yanlış bilgileri düzelttik ve nafakayı kaldırmanın yaratacağı zararlı sonuçları vurguladık: Yoksulluk nafakası süresiz değil. Yoksulluk nafakası ile iştirak nafakası farklı. Kadınları çalışmadan rahatça yaşatıyor gibi gösterilen nafaka tutarlarının bir kişiyi geçindirmesi imkânsız. Mahkeme kararıyla bağlanan nafakaların tahsil edilememesi de kronik bir sorun olarak sürüyor. Dünyanın en zengin ülkelerinden, Türkiye’nin koşullarına hiç uymayan örnekler verilerek nafakanın kaldırılması meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Nafakanın kaldırılması düşük kadın istihdamı, derinleşen kadın yoksulluğu gibi cinsiyet eşitsizliğinin ekonomik boyutlarını görmezden gelmek ve kadınların ev içi emeklerinin maddi değerini hiçe saymaktır.

 
 
Mülteci kadınların yaşadıkları çoklu ayrımcılık görülmeli, toplumsal cinsiyet odaklı çözümler üretilmeli

Birleşmiş Milletler Kadın birimi ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ortaklığında 16 Ocak’ta Ankara’da düzenlenen Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Mülteci Destek Programları Konferansı’na katıldık. Mültecilerle dayanışmada toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve devlet yetkilileri ile sivil toplum arasındaki işbirliğinin arttırılması için düzenlenen, paneller ve yuvarlak masa toplantılarını kapsayan etkinlikte Türkiye’den sivil toplum kurumları çalışanları ve devlet yetkilileri, ayrıca Suriyeli mülteci kadınlar ve global olarak mültecilerle çalışmalar yürüten uzmanlar katılımcıydı.

Panellerde küresel uzmanlar mülteci çalışmaları ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkiyi ülkelerinden iyi örnekler eşliğinde anlattılar. Yuvarlak masa toplantısında tartışmalarımız üç soru etrafında ilerledi: Mülteciler için ihtiyaç duyulan en önemli hizmet nedir? Mültecilerle çalışmalar konusunda en önemli engeller nelerdir? Mülteciler ve ev sahibi ülkeyi ortaklaştırabilecek noktalar nelerdir? Bu soruları yanıtlarken Türkiye’deki mültecilerin %70’ini oluşturan kadınların deneyim ve sorunlarına, yaşadıkların çoklu ayrımcılıktan doğan ihtiyaçlarına yoğunlaştık. Çözüm önerileri arasında, kamplarda çalışanlara toplumsal cinsiyet perspektifinden eğitimler verilmesi, istihdamı arttırmak için yeni projeler üretilmesi ve sosyal uyum amacıyla toplumun genelinde bir dönüşüm yaratacak çalışmalar yapılması öne çıktı

Devamını okumak için tıklayın

 
 
GREVIO adayımız Prof. Dr. Feride Acar

İstanbul Sözleşmesi kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadele edilmesi için yöntemleri belirleyen en kapsamlı ve güncel uluslararası yasal araç. Sözleşmenin uygulanmasını izleyip denetlemekle ve etkin uygulanmasını sağlamakla yükümlü birim ise Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzmanlar Grubu (GREVIO). GREVIO üyeleri taraf devletlerin gösterdiği adaylar arasından Taraflar Komitesince seçiliyor. 31 Mayıs 2019'da görevi sonlanacak 10 üye için yapılacak seçimlere Türkiye’den aday gösterme sürecini sözleşmenin oluşturulması, imzalanması ve GREVIO’nun oluşturulması süreçlerinin tamamında aktif rol alan İstanbul Sözleşmesi İzleme Platformu’nun bileşeni olarak baştan sona izledik.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün ilk açıklamasının aksine Platformumuzdan hiçbir görüş alınmadığından, Platform olarak adayımızın Prof. Dr. Feride Acar olduğunu 25 Aralık 2018’de birimlere biz bildirdik. Ancak şeffaflıktan yoksun sürecin sonunda hükümete yakın ve alanda uzmanlığı olmayan bir kişinin aday gösterildiğini üzülerek öğrendik ve bu yanlıştan dönülmesi mesajı veren bir açıklama yayınladık. Açıklamamızda, özgeçmişi ışığında ve liyakat ilkesine uygun olarak Feride Acar’ın aday gösterilmesinin Türkiye’nin iyi temsil edilmesi ve sözleşmenin etkin biçimde uygulanması için ne denli önemli olduğunu vurguladık, yanlıştan dönülmesini istedik. Ancak kurumlar bu açıklamamızı da yanıtsız bırakarak kendi başına belirlediği adayları Avrupa Konseyi’ne gönderdi. GREVIO'nun yeni üyelerinin seçimi 1-2 Nisan’da Avrupa Konseyi Taraflar Komitesi'nin yapacağı toplantıda gerçekleştirilecek, Mor Çatı olarak seçimlerin gerçekleştirilmesine kadar olan süreci izliyor olacağız.

 
 
Bir ihlal hikayesi: gizlilik kararı

Şiddetten uzaklaşma mücadelesi veren kadınların 6284 sayılı Kanun’dan yararlanarak alabilecekleri destekler arasında “gizlilik kararı” da bulunuyor. Kadınlar can güvenliği tehdidi altında olduklarında ve/veya şiddet uygulayandan kaçtıklarında, kimlik ve adres bilgilerinin tüm resmi kayıtlarda gizlenmesini talep etme hakkına sahipler. Çünkü şiddet uygulayan kişi, nüfus kayıt sisteminden, sağlık sigorta kayıtlarından, çocukları varsa çocuğun okulundan veya başka bir resmi kayıt üzerinden kadınların adresine ulaşabiliyor. Son zamanlarda Aile Mahkemeleri’nin gizlilik kararı taleplerini keyfi bir biçimde reddettiklerine tanık oluyoruz.

Mor Çatı’ya başvurarak destek alan bir kadının hikayesi, bu keyfiliğin nasıl da hayati sonuçları olduğunu açıkça gösteriyor. Kadının koruma kararı olmasına rağmen kocası sık sık ihlal edip kadını takip ederek öldürmekle tehdit etti. “Uzaklaştırma ve gizlilik kararı” için başvuran kadına Mahkeme tarafından “uzaklaştırma kararı” verildi ancak gizlilik kararı verilmedi ve bunun için herhangi bir açıklama da yapılmadı. Bir başka Aile Mahkemesi de kadının darp raporu olmasına ve uzaklaştırma kararı daha önce ihlal edilmiş olmasına rağmen gizlilik kararını vermedi. Gizlilik kararı alamayan kadın korku ve endişeyle yaşamak zorunda bırakılmasının yanı sıra bir işe girmek, çocuklarını okula yazdırmak gibi temel konuları bir risk olarak yaşamak zorunda kaldı. Avukatlarının ısrarı ve hazırladığımız sosyal inceleme raporu sayesinde, uzun uğraşlar sonucunda gizlilik kararı çıkarıldı. Hakları olduğu halde gizlilik kararı çıkartabilmek için geçirdikleri bu zorlu süreç, kadınların şiddetten uzaklaşmak için var olan haklarına erişimde yaşadıkları güçlüklerin ne kadar hayati sonuçları olabileceğini bizlere gösteriyor.

 
 
Brüksel’de Türkiye’nin Yüzleri sergisinde katıldık, Mor Çatı’yı konuştuk

7-10 Ocak tarihinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de Avrupa Parlamentosu (AP) Üyesi ve Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Başkan Yardımcısı Miltiadis Kyrkos'un ev sahipliğini yaptığı “Türkiye’nin Yüzleri: Sivil Toplum” (Faces of Turkey: Civil Society) adlı sergiye katıldık. Türkiye'den 11 sivil toplum kuruluşu (AÇEV, ÇYDD, Darüşşafaka Cemiyeti, Kırmızı Kurdele İstanbul, Koruncuk Vakfı, LÖSEV, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, SosyalBen, TEGV, Tohum Otizm ve TÜRGÖK) ve 2 öğretmenin katıldığı sergide Mor Çatı olarak Türkiye'deki kadın hareketinden, yürüttüğümüz çalışmalardan, 6284 sayılı kanundan, nafakanın kaldırılması girişimi gibi güncel sorunlardan ve kadın politikalarından söz ettik. Sergiyi gezen misafirlerle Dayanışma merkezimiz ve sığınak çalışmalarımızı daha ayrıntılı olarak konuşma fırsatı bulduk.

 
 
Koton mağazalarının Mor Odası’nda psikolojik şiddeti konuştuk

Koton Mağazacılık, Mor Oda sohbetlerine Mor Çatı’yı davet etti. Çalışanlarla yaptığımız sohbette özellikle psikolojik şiddeti ele aldık. Koton bünyesinde çalışmakta olan tasarımcı, halkla ilişkiler uzmanı gibi meslek gruplarından katılımcılar, eril şiddetin kaynağı, şiddet uygulayan erkeklerin “hasta” sayılıp sayılamayacağı, terapinin işlevi gibi konularda sorular yönelttiler. Bu sorularla derinleşen toplantı yaklaşık 2.5 saat sürdü.

 
 
Denizyıldızı Kadın Dayanışma Derneği’yle ortak atölye yaptık

Kadın örgütleri ve dayanışma merkezleri, erkek şiddetine karşı mücadelede şiddete maruz kalan kadınlara destek veren alanlar olarak önemini koruyor. Kadın örgütlerinin alanda güçlü bir hale gelebilmesi için deneyimlerini ortaklaştırabilmesi, dayanışma ağını genişletmesi ve işbirliği içerisinde kalması da bir o kadar önemli. Bu dayanışma ağının bir parçası olarak İstanbul, Kadıköy’deki yerel bir kadın örgütü olan ve erkek şiddetine maruz kalan kadınlarla dayanışma kuran Denizyıldızı Kadın Dayanışma Derneği’nden kadınlarla 9 – 10 Şubat tarihlerinde bir araya geldik ve deneyim paylaşım atölyesi gerçekleştirdik. İki gün süren atölyede erkek şiddetine karşı feminist yöntemlerle kadınlara destek olmak, çalışmadaki sınırlarımız, dayanışma merkezinin çalışma biçimleri üzerine konuştuk. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin farkındalığımızı tekrar tartışarak birbirimizin deneyimlerini dinledik.

 
 
İstanbul ve Bursa’da kadına yönelik şiddetle mücadele eden avukatlarla buluştuk

Mor Çatı olarak İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin ortaklığı ve Sabancı Vakfı’nın desteğiyle “Kadınların Adalete Erişiminin Güçlendirilmesi” isimli bir proje yürütüyoruz. Projenin amaçları, avukatların kadına yönelik şiddet alanındaki uluslararası sözleşmeler, ulusal mevzuat ve uygulamalar konusundaki bilgi ve farkındalığının artırılması, şiddete maruz kalan kadınların avukatlardan alacakları adli yardımın kalitesinin artırılması, özellikle şiddetten uzaklaşırken hak kayıplarına uğramalarının önüne geçilmesi. Proje kapsamında dört ilde Adli Yardım Bürolarına kayıtlı kadın avukatlara yönelik seminerler düzenliyoruz.

18-19 Ocak’ta İstanbul’da, 22-23 Şubat’ta Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi desteğiyle Bursa’da iki seminer gerçekleştirdik. Seminerlerde yürütücüler olarak hem mevzuat bilgilerini aktardık hem de erkek şiddetinin yapısını, kaynağını, etkilerini, kadınlarla birebir dayanışmanın ilkelerini katılımcılarla tartıştık, avukatların şiddete maruz kalan kadın ve çocukların davalarını yürütürken yaşadıkları deneyimleri, örnek vakaları dinledik. Adli makamların cinsiyetçi tutumlarından kaynaklanan zorlukları ve mücadele yöntemlerini paylaştık. Seminerlerin sonunda katılımcı avukatların aktarımlarını dinledik. Dava süreçlerinde ayrımcı tutumlara daha güçlü itiraz edebilecekleri fikirler ve araçlar kazandıklarını, baro yetkilileriyle yakından ilişkilenmeyi ve avukatlar arası bu işbirliği ve dayanışmayı müvekkilleri için de güçlendirici bulduklarını öğrendik. Mor Çatı gönüllüleri olarak bizler de seminerlerden, avukatların kurdukları ağların bilgisiyle kendimizi ve mücadelemizi güçlendirdiğimizi hissederek ayrıldık.

 
 
Mor Muhabbetlere devam: “TV dizilerinde şiddetin yükselişi kadınlar adına üzücü”
Bir süre uzak kaldığımız Mor Muhabbetlerimize yeniden başladık. Artık ayda bir kez merkezimizdeki muhabbetlerde düzenli olarak buluşacağız. Yeni dönemin ilk buluşmasını 26 Ocak Cumartesi günü yaptık. Nükhet Sirman’la TV dizilerinde toplumsal cinsiyeti, şiddetin yansıtılma biçimlerini ve son yıllarda dizi senaryoları ve verilen mesajlardaki dönüşümü konuştuk. Nükhet, TV dizilerinden Türkiye’ye bakılabildiğini, erkek hikayelerinin dizilerde ağırlık kazandığını, bunun da gündelik yaşamı ve kadınları geri plana ittiğini belirtti. Hikayelerde konu aile olmasa bile ailenin her şeyden daha anlamlı olduğunun altını çizen Nükhet, “Sen Anlat Karadeniz”, “İstanbullu Gelin”deki erkek şiddeti hikayelerine dikkat çekti, feministlerin şiddet eleştirilerinin özellikle İstanbullu Gelin’de göz ardı edilmediğini tartıştı. Nükhet’in yaptığı girişin ardından Mor Muhabbet’e katılanlar izlemiş oldukları dizilerden çok sayıda örnekle tartışmayı genişletti. Sohbette 50 kadar katılımcı bulunuyordu.  
 
 
İZLENİM: Feride psikiyatri asistanları ve Mor Çatı buluşmasını anlatıyor

Gülsun ve ben 23 Ocak’ta Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde psikiyatri asistanlarıyla buluştuk. Davet Psikiyatri Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden gelmişti. Daveti memnuniyetle kabul edeceğimizi söylemekle beraber ilk adımımız neden davet edildiğimizi anlamak ve ihtiyaçlarını belirlemek yönünde oldu. Çünkü böyle küçük grup buluşmalarının başarılı geçmesinin birinci koşulu, anlatılanların dinleyenlerin beklentilerini karşılayabilmesi kuşkusuz. Bizi davet eden Dr. Axel Bey, Psikiyatri Polikliniği’ne başvuran hastaların arasında sıklıkla aile içi şiddete maruz kalan kadınlar olduğunu, bazen şiddet şikayetiyle doğrudan başvurduklarını, bazen başka şikayetlerle başvurup görüşme sırasında şiddeti anlattıklarını, psikiyatri asistanlarının bu konuda kendilerini yalnız ve yönlendirme konusunda çok yetersiz ve kaynaksız hissettiklerini dile getirdi. Başvuranların çoğu imkânları kısıtlı kadınlardı. Bu da sağlık çalışanlarının şiddetle ilgili önyargılarını besliyordu.

Bütün bunlar nedeniyle, sohbeti sadece Mor Çatı’yı ve kadınların destek alabilecekleri kurumları tanıtmakla sınırlı tutmamaya, önce şiddetin tanımını, çeşitlerini, dinamiklerini anlatmaya karar verdik. Toplantı günü bizi güleryüzlü ve heyecanlı bir asistan karşıladı. Kocaman bir binada uzun koridorları geçtikten sonra minik bir derslikte asistanlarla buluştuk. Kadın ve erkek asistanların sayısı neredeyse eşitti ve 35 civarında asistan bizi dinlemeye gelmişti... Feride’nin izlenimlerinin devamını buradan okuyabilirsiniz.

 
 
Mor Çatı’ya destek olmak için neler yapabilirsiniz?
 
Bizimle iletişime geçmek için lütfen morcati@morcati.org.tr adresini kullanın, bu maili cevaplamayın.

www.morcati.org.tr | İletişim | Twitter

Bülten listesinden çıkmak için tıklayın