E-Bülten : Nisan - Mayıs 2018

Bu bülteni düzgün görüntüleyemiyorsanız online versiyonu için tıklayın
MAYIS'18
MOR ÇATI BÜLTEN
Mor Çatı’da sığınak deneyimi

Mor Çatı sığınağında annesi ve kardeşi ile kalan A. Deneyimini bizlerle paylaştı:

Daha önce sığınağınızda annem ve kardeşim beraber 7 ay kalmıştık. Oraya girdiğimiz zamanı ve çıktığımız zamanı kıyasladığımda bize kattığınız şeylerin farkını o kadar iyi görüyorum ki, her şey için teşekkür ederim. Biz sizin sayenizde çok güçlendik, sağlıklı iletişim kurmayı öğrendik, kendi gücümüzün farkına vardık, isteklerimizin ne kadar önemli olduğunu ve şiddetin sinyallerini nasıl alabileceğimizi öğrendik. Bunu sizler olmasaydınız bu kadar eğitimli bir şekilde yapamazdık. Benim kişisel görüşmecim B. ablaydı, onu çok özledim. Annemin görüşmecisi C. ablaydı ve kardeşim de D. ablayla görüşüyordu. İnanın hepimiz sizi çok özledik. Sığınaktan ayrılmamıza rağmen bize olan desteğinizi kesmediniz, sizin ve Mor Çatı gönüllüleri sayenizde kardeşimin org’u oldu ve yarışmaya katıldı. Emekleriniz bizim için çok değerli, sizi anmaktan ve örnek almaktan hiçbir zaman şaşmayacağız.

 
 
Mor Çatı gönüllüsü olmak

Düzenlediğimiz gönüllülük atölyelerinden birine katılan Dilara deneyimini yazdı:

Aralık ayının soğuk bir akşamında, kadın cinayeti haberleriyle dolu televizyon kanalları arasında gezinirken aklıma düştü gönüllülük fikri. Hemen Mor Çatı’nın internet sitesine girip gönüllülük formunu doldurdum ve bir ay sonra, gönüllülük atölyesi için kendimi Beyoğlu’nun ara sokaklarında, sora sora Mor Çatı’nın merkez binasını ararken buldum. Kapı zilini çalarken yepyeni bir dünyanın beni beklediğini biliyordum. İçeri girer girmez çok samimi, sıcak bir ortamla karşılaştım. Herkesin uzlaşarak kurallar koyduğu ve bunlara uyduğu bir yerdi burası. Kimse birbirinin sözünü kesmiyordu, herkes birbirini sabırla dinliyor, her fikre değer veriliyordu. Herkes duygularını açıkça dile getirebiliyordu. Kısacası, kadınlar burada var olabiliyordu! Atölye boyunca kendimi köklü, yaşayan ve gün geçtikçe gelişen bir kültürün, Mor Çatı kültürünün bir parçası gibi hissettim. Yeni insanlarla tanıştım, yeni hikayeler dinledim ve kadın dayanışmasının öneminin farkına vardım. Atölyenin sonunda ise kendimi hiç olmadığım kadar güçlü hissettim. Yapılacak çok iş, savunulacak çok hak vardı ama o gün, kendi gücümü hatırlamamı sağladığı için, Mor Çatı’ya katıldığımdan beri çok mutluyum.

 
 
Şiddet verilerini feminist bilgiye dönüştürmek

Mor Çatı, veri toplama yöntemlerini ve bu bilgilerin erkek şiddetini anlamak ve mücadele etmek bakımından önemini düzenlediği 2 atölye ile paylaştı. Atölyeler Mart 2016’dan bu yana sürdürülen ve AB’nin desteklediği “Kadına Yönelik Şiddeti Önlemede Önemli Bir Başlangıç: Veri Toplama Modeli Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması Projesi” kapsamında gerçekleştirildi. Proje kapsamında yapılan bir başka toplantıda ise kadına yönelik erkek şiddeti ile mücadele eden sivil toplum temsilcileri, gazeteciler, akademisyenler ve Mor Çatı gönüllüleri bir araya geldiler.

İlk atölye 7 Nisan'da Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı bileşeni olan kadın örgütlerine yönelikti. İkincisi ise 28 Nisan'da belediyelere bağlı kadın danışma merkezleri ve / veya sığınaklarda çalışan kadınların katılımıyla gerçekleşti. Her iki atölyede de Mor Çatı’da kullanmaya başladığımız veri yazılımını detaylı biçimde paylaştık, veri girişi, verilerin saklanması ve korunması gibi hususları tartıştık. Her kurum, kendi bünyesinde bu konuda yaşadığı zorlukları ve bulduğu çözümleri dile getirirken, dayanışma gösterdiğimiz kadınların gizliliğini ve güvenliğini sağlama yöntemlerinin önemi üzerinde duruldu. Mor Çatı veri yazılımının başka kadın örgütleri tarafından kullanılması ortak raporlama yapabilme imkanı yaratacak.  

17 Nisan'da kadına yönelik erkek şiddeti ile mücadele eden sivil toplum temsilcilerinin, gazetecilerin, akademisyenlerin ve Mor Çatı gönüllülerinin buluştuğu toplantıda da veri yazılımına dayalı rapor taslağı değerlendirildi. Rapor, Mor Çatı’ya başvuran kadınların gizlilikle korunan bilgileri aracılığıyla erkek şiddetinin farklı boyutlarını açığa çıkarıyor, alınan önlemleri ve sonuçlarını tartışmaya açıyor. Katılımcılardan gelen öneriler doğrultusunda rapor taslağına son hali verildi.

 
 
Çocukların cinsel istismarına yönelik yasa tasarısına neden karşıyız?

Çocukların cinsel istismarı ile mücadele kadın örgütlenmelerinin uzun yıllardır gündeminde yer alıyor. Bu mücadele sonucunda çocuklara genellikle yakınları olan ya da tanıdıkları erkekler tarafından uygulanan cinsel istismarın görünür hale gelebilmesi sağlandı. Üst üste basına yansıyan haberler ve gelen tepkiler nedeniyle Hükümet 9 Nisan’da konuyla ilgili bir yasa tasarısı açıkladı. Ancak tasarıda kadın örgütlenmelerinin bu alandaki birikiminin göz ardı edildiği dikkat çekiyor. Kadın ve LGBTİ+ örgütlenmeleri bir açıklama yaparak tasarının merkezinde çocuk haklarının bulunmadığını, faillere ceza artırımının kamuoyunu yatıştırma amacı taşıdığını, sorunun kaynağını göz ardı ettiğini, bu bakımdan kalıcı çözümler içermediğini belirttiler ve tasarının geri çekilmesini talep ettiler.

“Erkek şiddetini görünmez kılan yasa tasarısına itiraz ediyoruz” başlığı ile yayınlanan açıklamada tasarının çocukların cinsel istismarına karşı koruyucu ve önleyici hizmetleri kurumsallaştırmaya öncelik vermediği vurgulandı. Bu hizmetlere ağırlık verilmemesi çocuk istismarına yol açan koşulların sürdürülmesi anlamını taşıyor. Oysa Türkiye’nin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi ve İstanbul Sözleşmesi şiddete karşı mücadelede koruyucu ve önleyici hizmetlerin başat olduğunun altını çiziyorlar.

Yasa, istismar vakalarında cezaları artırıyor. 40-50 yılı bulan cezalar, kuşkusuz bir tür ölüm cezası niteliğinde, ayrıca koğuş ve sokak linçlerine yol açabilir. Bu tür yasal düzenlemelerin insan haklarına aykırı boyutu, içeriği ne olursa olsun başka ihlallerin de kapısını aralar. Kişinin onayı olmaksızın cinsel isteğin ilaçla bastırılması gibi tıbbi uygulamalar da aynı riski taşımakta. Kaldı ki cezaların arttırılmasının, faillerin suç delilini ortadan kaldırma amacıyla cinayete yönelmeleri sonucunu bile doğurabileceği göz ardı edilmemeli.

Tasarının öngördüğü cezalarla ilgili bir başka sorun, mağdurun 15 yaşından küçük ya da büyük olması durumunda yapılan 2 farklı düzenleme. Bu farklılık, 15 yaşından büyük olan mağdurun uğradığı istismarda rızasının bulunduğu yönündeki cinsiyetçi varsayımları güçlendirici nitelikte. Tasarıda failin çocuk olduğu hallere ilişkin ise düzenleme bulunmuyor. Oysa 2015 verilerine göre cinsel dokunulmazlık suçundan yargılanan her 6 kişiden 1’i çocuk. Burada akran cinselliğinin suçtan ayırt edilmesi, ayrıca akranlığın en çok 3 yaş fark olarak belirlenmesi önem taşıyor.

Yasa tasarında istismar vakaları ile ilgili yayın yasağı da yer almakta. Bu hüküm, habere konu olan olayın karartılmasına yol açabileceği gibi toplumun suç ve suçla ilgili doğru bilgilenme ve denetleme hakkını ortadan kaldırabilir. Sessizliğin cinsel şiddeti arttıracağı göz önüne alındığında yayın yasağı pek çok durumda “çocuğun üstün yararını gözetme” iddiası ile çelişmekte.

Kadın ve LGBTİ+ örgütlenmeleri çocuğa yönelik cinsel istismarı erkek egemenliğinin beslendiğini ve meşrulaştırıldığını belirterek çocuk haklarına dayalı bütüncül bir çocuk politikasının hayata geçirilmesini talep ettiler. Başlıca önerilerini ise şöyle sıraladılar:

  • Cezaların yeniden belirlenmesi ve çocuk cinsel istismarıyla mücadelede kurumsal mekanizmaların oluşturulması konusunda uluslararası sözleşmeler ve iyi uygulama örnekleri oluşturan ülkelerin deneyimleri göz önüne alınmalı.
  • Çocuk cinsel istismarında zamanaşımı sorununa çözüm bulunmalı, çocuğun beyanının hukuki değeri güçlendirilmeli.
  • Cinsel istismar suçuna maruz bırakılan çocuklar için sosyo-psikolojik yardım ve destek mekanizmaları oluşturulmalı.
  • İstanbul Sözleşmesi’nde de yer alan Tecavüz Kriz Merkezleri, Cinsel Şiddet Başvuru Merkezleri modeli geliştirilerek hayata geçirilmeli.
  • Failin çocuk olduğu hallere ilişkin ayrı bir düzenleme yapılmalı, durumlarına uygun sosyo-psikolojik yardım ve destekleri alabilecekleri birimler oluşturulmalı.
  • Kadın ve çocukların şiddete maruz kaldıklarında başvuracakları merkezler yaygınlaştırılmalı, istismarı fark eden kişilerin ve meslek uzmanlarının bildirimde bulunmasının önündeki engeller tespit edilmeli ve bunların kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalı.
  • Cinsel istismara karşı koruyucu-önleyici kapsamlı cinsel sağlık ve toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi başta tüm çocuklar olmak üzere herkes için erişilebilir hale getirilmeli.

Açıklamanın tamamına erişebilirsiniz.

 
 
“Ayrımcılık ve eşitsizlik kadına yönelik şiddetin nedeni ve sonucudur”

Mor Çatı’nın üyesi bulunduğu WAVE (Avrupa Şiddete Karşı Kadınlar Ağı), İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan “ayrımcılığın ve eşitsizliğin kadına ve kız çocuklarına yönelik şiddetin nedeni ve sonucu olduğu gerçeğinin” savunulmasına yönelik bir kampanya başlattı. 421 ülkeden 1166 sivil toplum kuruluşu Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne öncelikle bir mektup gönderdiler. Mektupta Sözleşme’nin altını oymaya yönelik endişe verici bazı eğilimler olduğuna dikkat çekildi. Bu eğilimlere karşı Mor Çatı’nın da aralarında bulunduğu sivil toplum kuruluşları dayanışma içinde olduklarını ve “İstanbul Sözleşmesi’nin esasını oluşturan maddelerin çekincelere tabi tutulmasına yönelik her türlü çağrıyı tümüyle reddettiklerini” açıkladılar.

23 Nisan 2018 tarihli mektup, İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadele konusundaki en kapsayıcı bölgesel ve uluslararası araç olduğuna dikkat çekiyor. Sözleşme’nin tanınması ve tüm yönleriyle uygulanmasının kadınların şiddet karşısındaki kırılgan konumunu önemli ölçüde azaltacağını ve herkes için daha eşit ve adil bir toplumun oluşmasına katkıda bulunacağını vurguluyor. Mektupta bu bakımdan Sözleşme’ye ve Sözleşme’nin izleme aracı olan GREVİO Komitesi’ne tam destek verildiği belirtiliyor. İstanbul Sözleşmesi bugüne kadar aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 42 ülke tarafından imzalandı, 30 ülkede ise yürürlüğe konuldu. 1994 yılından bu yana kadına ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadele eden WAVE, İstanbul Sözleşmesi ile ilgili uygulamaları da yakından izlemekte.

Mektubun tamamına erişebilirsiniz.

 
 
WAVE Kurul Toplantısına Katıldık

1994’ten bu yana faaliyet gösteren, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetle mücadele alanında çalışan kadın örgütleri ve STK’ların bileşeni olduğu WAVE (Women Against Violence Europe – Avrupa Şiddete Karşı Kadınlar) ağı her yıl bir konferans bir de bileşenlerin katıldığı kurul toplantısı düzenliyor. Bu yıl Nisan ayında Viyana’da düzenlenen kurul toplantısına bileşen olarak katıldık. Toplantının ilk gününde katılımcılarının ülkelerindeki durumu aktardılar. Pek çok ülkede kadınları nafaka ödemek istemeyerek ve çocukların velayetini kullanarak cezalandırmaya çalışan erkekler olduğu paylaşıldı. Hemen her ülkede toplumsal cinsiyet karşıtı örgütlenmelerin çoğalmakta olduğunu gördük. İstanbul Sözleşmesi’nde bulunan toplumsal cinsiyet vurgusuna bu nedenle eleştiriler yöneltiliyor. Örneğin Slovakya’da birçok STK kiliseye bağlı ve bunlar İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekilmesini talep ediyorlar. Toplantı sonucunda İstanbul Sözleşmesi’nin önemine yönelik, kadın örgütlerinin imzasına açılacak bir metin yazmaya karar verildi.

WAVE bileşeni örgütler çeşitli çalışma gruplarında bilgi üretiyorlar. Toplantının geri kalanında bu gruplar çalışmalarını aktardılar. Avrupa merkezli bu ağın toplantılarına katılmak farklı ülkelerdeki deneyimleri görmek ve bilgi alışverişi yapmak açısından bizim için çok kıymetli oluyor. Bunun yanı sıra bu sene imzaya açılan metin örneğinde olduğu gibi birlikte hareket edip tepki gösterebiliyoruz. Toplantıdan bu sene Malta’da gerçekleşecek konferansta tekrar bir araya gelmek üzere ayrıldık.

 
 
Mor Çatı kuruluşundan bu yana tekrar etmeye devam ediyor: ‘Şiddet uygulayanın bahaneye ihtiyacı yok’
BBC Türkçe'nin derlediği "BBC Arşivlerinde Türkiye" serisinde Mor Çatı'nın öyküsüne yer verildi. 1991'de yayınlanmış olan Schofield'in Avrupası isimli programda Mor Çatı kurucularından Canan Arın ile yapılan röportajın yanı sıra şiddet gören kadınlarla yapılmış görüşmelere de yer veriliyor. Röportajda Arın, erkeklerin kadınlara şiddet uygulamak için bir sebebe ihtiyaç duymadıklarını söylüyor ve 'evde yaşananlar evde kalmalıdır' yönünde bir zihniyetin ne kadar yaygın olduğunu anlatıyor. Haberde Mor Çatı'nın o dönemin tek bağımsız kadın merkezi olduğunun altı çiziliyor ve devletin hiçbir desteği olmadan yürütülen bu kurum altında başvurucu kadınlar için bir de sığınağa ihtiyaç olduğu vurgulanıyor.
 
 
Gönüllülük deneyimlerimizi paylaştık

Sivil Düşün AB Programı kapsamında düzenlenen 2. Sivil Toplum Forumu 25-26 Nisan 2018 tarihlerinde Ankara’da düzenlendi. Türkiye’den ve yurtdışından çeşitli alanlarda çalışan STK’lar gönüllülük üzerine modelleri ve birlikte çalışma deneyimlerini paylaştılar. 20'den fazla katılımcı örgüt arasında feminist örgütler ve kadın örgütleri de vardı. Avrupa örneklerinde “gönüllü vatandaş” kavramının hukuken tanınması ve teşvik edilmesine yönelik uygulamalar dikkat çekiciydi. Türkiye’de de gönüllülüğün geliştirilmesi önündeki ortak sorunlar arasında, gönüllülerin “önemsiz işleri ücretsiz olarak yapan genç işsizler ve emekliler” gibi algılanması, örgütle gönüllü arasında aidiyet ilişkisinin zayıflığıyla gönüllülerin desteklerinin bağış vermekle sınırlı kalması, gönüllülüğün bir toplumsal statü, yükselme aracı gibi algılanabilmesi ve gönüllülükle ilgili bir resmi statünün mevcut mevzuatta yer almaması sıralandı.

Forumda Kadın Dayanışma Vakfı ve Mor Çatı'nın feminist örgütlenmelerde gönüllülük üzerine düzenlediği oturum yoğun ilgi gördü. Oturumda feminist örgütlerde anti-hiyerarşik ilişkilenmenin esas olduğu, kadınların ayrı örgütlenme ihtiyacı, örgütlenmede feminist ilkeler, gönüllü atölyeleri ve yarattığı dönüşüm, feminist örgütlerde gönüllülüğün neleri içerip dışladığı gibi başlıklar tartışıldı. Tartışmalarda feminist örgütlerin büyük şehirlerde yoğunlaşması ve yereldeki örgüt azlığı, son dönemde kapanan örgütlerin yarattığı boşluk gibi sorunlar öne çıktı. 

 
 
Mülteci Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Çalıştayına katıldık

Kadın Dayanışma Vakfı 25-26-27 Nisan’da Ankara’da "Mülteci Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadelede Kamu-Sivil Toplumun Rolü ve İşbirliği Olanakları" isimli bir çalıştay düzenledi. Çalıştaya Mor Çatı'dan gönüllü bir arkadaşımızın yanı sıra kadına yönelik şiddet ve göç alanında çalışan sivil toplum kuruluşları ve devlet kurumları yetkilileri katıldı. Çalıştayın amacı kadın danışma merkezi olan, açmayı planlayan ya da genel olarak kadına yönelik şiddet alanında çalışmalar yapan kadın örgütleri ile bir araya gelmek, mülteci ve Suriyeli kadınlara yönelik şiddetle mücadele alanında bilgi ve deneyim paylaşmak olarak belirlendi. Son gün de katılımcılar il Göç İdaresi, UNHCR (Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği), SONİM, Ankara Barolar Birliği Mülteci Hakları Komisyonu, AŞAM, Çankaya Belediyesi Sığınağı gibi kurumların temsilcileriyle bir araya geldiler.

Çalıştayın birinci bölümünde mülteci, sığınmacı ve şartlı mülteci gibi kavramların tanımlanmasının yanı sıra mültecilerle ilgili ulusal ve uluslararası hukuka dair temel bilgiler paylaşıldı. İkinci bölümde ise özel olarak Suriyeli sığınmacıların hakları üzerinde duruldu. Bu bölümde öncelikle Suriyeli sığınmacıların takip etmeleri gereken bürokratik ve yasal işlemler hakkında bilgi verildi. Daha sonra da şiddete uğrayan sığınmacı kadınların uluslararası anlaşmalar ve anayasa tarafından güvence altına alınmış olan haklarının altı çizildi. Burada sığınmacı kadınların Türkiyeli kadınların başvurabildiği bütün mekanizmalardan faydalanabilecekleri, fakat hali hazırda Türkiyeli kadınların bu hizmetlere erişim konusunda yaşadıkları sıkıntılar göz önüne alındığında ekstra engellerle karşı karşıya olduklarının altı çizildi. Buna göre engellerden en önemlisi dil ve tercüme sorunu olarak ortaya çıkıyor. Kurumlarda yeterli sayıda tercüman olmaması kadınların sahip oldukları hakları kullanamamalarına neden oluyor. Oysa Türkiye'nin de taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi, belgeleri olmayanlar dahil göçmen, sığınmacı kadınlar ve iltica talebinde bulunan kadınların toplumsal cinsiyet temelli şiddete daha açık durumda olduklarını ifade ediyor, ayrıca şiddet mağdurlarının geri gönderilmemesini ve mülteci statüsü tanınmasını sağlayacak bir baskı olarak değerlendirmesini öngörüyor.

Çalıştayın son gününde ise kurumlarla birlikte alana dair sorunlar ve çözüm önerileri konuşuldu ve tartışıldı. SONİM, İl Göç İdaresi ve barolarda yeterli sayıda tercüman olmamasının yarattığı sorunların üzerinde duruldu. Bununla ilgili olarak mülteci kadınların tercüman olarak istihdam edilebilmesi seçeneği tartışıldı. 6284 sayılı kadına şiddet yasasının sığınmacı kadınlara yönelik şiddet konusunda da yeterli biçimde uygulanmadığının altı çizildi ve çok dilli şiddet kriz merkezlerinin açılmasının faydalı olabileceğinden bahsedildi. Feminist örgütlenmelerin Suriyeli kadınlarla daha çok bir araya gelmelerinin gerekli olduğu ve bunun yanı sıra mülteci kadınların öz-örgütlenmeye teşvik edilmesinin ve onlarla bu konuda dayanışma ilişkisi geliştirilmesinin önemli olduğunun altı çizildi. Toplumda yerleşmiş önyargılı algıların değiştirilmesi için çalışmalar yapılması gerektiği vurgulandı. Bununla ilgili olarak Türkiyelilere yönelik mültecilerle ilgili ‘doğru bilinen yanlışlar’ şeklinde kitapçık, broşür, kamu spotları oluşturulması önerildi. Özellikle mülteci nüfusunun fazla olduğu yerlerde yerel belediyelere bu alanda destek verilmesi gerektiği belirtildi. Mülteci kadınların çalışma izinlerinin çıkarılmasının kolaylaştırılması ve daha sistematik bir göç politikasının önemi vurgulandı. Ayrıştırılmış veri tutmanın bu sorunları çözmede çok önemli olduğu bir kez daha hatırlatıldı.

 
 
Dünyadan Haberler

Litvanya'da kürtajı tamamen yasaklayan bir yasa tasarısı gündemde. Kürtaj yasağıyla bilinen Polonya ve İrlanda'dan daha sert yasaklar içeren tasarı yasalaşırsa kürtaja sadece annenin sağlığının tehlike altında olması veya gebeliğin suç sonucu oluştuğuna dair "makul şüphe" bulunması durumunda izin verilecek. Kadın hakları aktivistlerinin girişimleriyle 15 Mayıs'ta Litvanya Parlamentosu genel kurul toplantısında "Kadının İnsan Hakları ve Üreme Hakları" konulu bir konuşma yapıldı. Avrupa'nın diğer ülkelerindeki kadın hakları örgütleri de mücadeleye destek imzaları gönderdi. 

İzlanda, İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen "Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni onaylayan 30. ülke oldu. Anlaşma ülkede 1 Ağustos 2018'de yürürlüğe girecek.  

Avrupa'da kadına şiddet alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin üye olduğu Sivil Toplum Güçlendirme Platformu (Civil Society Strengthening Platform-CSSP) son raporunu yayınladı. Arnavutluk, Bosna ve Hersek, Kosova, Makedonya, Karadağ, Sırbistan ve Türkiye’deki son durumu merkezine alan raporda bu ülkelerde kadına yönelik şiddet konusunda çalışan örgütlerin azınlık gruplarından kadınlara erişimleriyle ilgili duruma dikkat çekiliyor. Arnavutluk ve Karadağ’dan iki kadın örgütünü yakından incelendiği çalışmada Mor Çatı’nın yürüttüğü Kadın Sığınakları Kurultayı’ndan da Türkiye’de farklı illerdeki kadın hakları örgütlerinin iç iletişimini güçlendiren bir organizasyon olarak söz ediliyor.

 
 
Mor Çatı’ya destek olmak için neler yapabilirsiniz?
 
Bizimle iletişime geçmek için lütfen morcati@morcati.org.tr adresini kullanın, bu maili cevaplamayın.

www.morcati.org.tr | İletişim | Twitter