Bugüne kadar kadın hareketinin cinsel suçlarla mücadeleye dair etkili politika geliştirme önerilerine sırt çeviren kamu otoriteleri, ne zaman toplumu rahatsız eden bir cinsel şiddet, çocuk istismarı olayı basına yansısa, uygulama sorunlarını görmek ve bunları ortadan kaldırmak yerine en kolay yolu seçerek çözümden uzak ezberleri tekrarlıyor. Bakanlıkların cebinden çıkan hazır basın açıklamaları hadım, en ağır ceza ve idam gibi insan haklarını yok sayan söylemlerden ibaret oluyor. Bu kez bunlara ek olarak cinsel istismar ile “zina” hakkında düzenleme yapılacağı söylenerek cinsel suç ile evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki rızaya dayalı cinsellik aynı kefeye konuluyor. Acil önlem almanın yolu konuyu bu şekilde bulandırmaktan değil, öncelikle kadınlar ve çocukları merkeze alan bir sistem kurmaktan ve adalete erişimleri önündeki mevcut engelleri kaldırmaktan geçer.

Sığınaklar, kadın ve çocukların maruz kaldıkları erkek şiddetinden uzaklaşıp güvenli bir yerde kalmak ve aldığı desteklerle güçlenerek şiddetten uzak bağımsız bir yaşam kurmak için kurulmuş yerlerdir. Kadına ve çocuğa yönelik şiddetle mücadelede etkili mekanizmalardan biridir. Öyle ki, sığınakların adres ve telefonları, çalışanların bilgisi ve sığınakta kalanların bilgileri gizli tutularak can güvenliği sağlanmaya çalışır. Ne var ki, kadınlar, canlarını kurtarmak ve şiddetten uzaklaşmak için adresleri gizli yerlere gitseler de ısrarla takip edilmekte, peşleri bırakılmamaktadır.

Kadınlara karşı şiddetin önlenmesi ve şiddete maruz kalan kadınlara ihtiyaç duyduğu desteklerin sunulmasında en önemli araçlardan biri kadınlara ve beraberindeki çocuklara 7/24 destek hizmetleri sunan merkezlerin olmasıdır.

Kadın ve çocuklar sadece kamu kurumlarının mesaide olduğu saatlerde şiddete maruz kalmıyor. Kadınlar şiddete maruz kaldıklarında neler yapabileceği, hangi kişi ve kurumlara ulaşabileceği, sığınaklar, yasal mekanizmalar gibi birçok konuda her an destek hizmetlerine erişebilmek istiyor. Bu ihtiyaçlar çoğu zaman kadınlar için aciliyet içeriyor.

Bu nedenle gerek 6284 Sayılı Yasa, gerekse de Türkiye’nin taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi[1],  kadına yönelik şiddetle mücadelede devletin 7/24 esasına göre çalışan erişilebilir ve ücretsiz merkezleri açılmasını bir yükümlülük olarak belirledi.

Kadına Yönelik Şiddet ve Ev içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli tüm ayrımcılık biçimleriyle mücadele edilmesi, erkek şiddetinin önlenmesi, şiddete maruz kalan kadınlara koruyucu, destekleyici ve güçlendirici araçlar sunulması, kadınların zararlarının tazmin edilmesi ve şiddet uygulayanların şiddet eylemiyle orantılı ve caydırıcı biçimde cezalandırılması konusunda imzacı devletlere pek çok yükümlülük getirir. Taraf devletlerin gösterdiği adaylar arasından seçilerek oluşturulan sorumlu Uzmanlar Komitesi (Group of Experts on Action against Violence against Women and Domestic Violence-GREVIO) Sözleşme’nin uygulamalarını izler ve belli aralıklarla denetler. İzleme sürecinde, taraflar GREVIO’nun sorularını yanıtlayarak ve çizdiği çerçeveye uygun raporlar hazırlamalıdır. Sivil toplum Sözleşme’de doğru uygulamaların hayata geçirilmesinde önemli bir paydaş olarak tanımlanır ve izleme sürecine de dahil edilir.

Şiddetten uzaklaşmaya çalışan kadınlarla yürüttüğümüz dayanışma temelli çalışmaların bizlere öğrettiği şey, tek bir vaka içinde anlaşılmaz ya da münferit durabilen verilerin aslında pek çok farklı deneyimde tekerrür ettiği ve bunları topladığımız takdirde somut politikayı şekillendirebilecek istatistiki örüntüler elde edebileceğimizdir. Dayanışma merkezlerinde kadınların paylaştıkları tecrübeleri diğer kadınların şiddete karşı mücadelelerinde kullanabilecekleri sistemli bilgilere dönüştürmek veri toplamayı bir mücadele aracı olarak kullanabilmemize de bağlıdır.