5-6 Mart tarihlerinde Viyana Ev İçi Şiddet Müdahale Merkezi’nin düzenlediği Kadına Yönelik Şiddet konferansına katıldık. Ana sloganı “Şiddetsiz bir yaşam sürme hakkı!” olan uluslararası konferansta Avusturya ve Avrupa’da şiddete maruz kalan kadınlar ve çocuklarını koruma, destekleme ve güçlendirme konusunda öne çıkan sorunlar ve etkili politikaların neler olması gerektiğini oldukça detaylı bir şekilde konuşma fırsatı bulduk. Konferansta ilgili alanda çalışan yerel ve uluslararası örgütlerden temsilciler, sosyal çalışmacılar, avukatlar ve hakimlerin yanı sıra hükümetlerin temsilcileri ile Avusturya ve Avrupa Parlamentosu’ndan temsilciler de çeşitli sunumlar yaptı; tartışma oturumları ve atölyeler düzenlendi.

Kadınlarla birebir çalışan sivil toplum örgütlerinin dikkat çektiği en önemli hususlardan biri kadına yönelik şiddetle mücadeleye ayrılan bütçelerin yetersizliğiydi. Yasaları, şiddeti önleme politikaları, destek ve müdahale mekanizmalarıyla dünyadaki en iyi örneklerden biri olan Avusturya’da bile şiddetle mücadeleye ayrılan bütçe yeterli değil.

Yılda 5 binden fazla kadının başvurduğu Viyana Ev İçi Şiddet Müdahale Merkezi yöneticisi Rosa Logar yaptığı konuşmada 2018 yılında kadınlara bir yıl içinde en fazla 5,5 saat destek sunabildiklerini; bu sürenin son derece yetersiz olduğunu, bütçe kesintilerini ise kabul edilemez bulduklarını söyledi. Bu alana ayrılan bütçenin artırılması gerektiğini yalnızca kadın örgütleri değil konferansa katılan Avusturya kamu denetçisi ve hakimler de dile getirdi.

Kadın örgütlerinden temsilcilerin, avukatların, adli bilimcilerin defalarca vurguladıkları bir diğer sorun ise yeterli yasaların yürürlükte olmasına rağmen uygulamada hala ciddi aksaklıklarla karşılaşılması oldu. Örneğin, kadınların ilk başvurdukları yerlerden biri olan kolluk personelinin kadınlara önyargılı davranması; şikayetleri ciddiyetsiz bir tutumla değerlendirmesi, delil toplama konusunda yetersiz kalması gibi Türkiye’de de sıklıkla karşılaştığımız durumlar hemen her ülkeden katılan kadınların paylaştığı bir sorun olarak gündeme getirildi. Konferansta ortaklaşılan çözümler ise gayet netti: Kolluk, adliye personeli ve diğer tüm sorumlu birimlerdeki uzman personel sayısını artırmak için tüm hükümetler adım atmaya davet edildi. Daha da önemlisi personelin cinsiyet eşitliğini ve şiddetsiz bir yaşam sürmenin bir insan hakkı olduğunu içselleştirmesini sağlayacak düzenli eğitimler verilmesi gerekliliği birçok defa dile getirildi.

Mor Çatı olarak konferansta biz de bir atölye yaptık. Bu atölyede Türkiye’de bağımsız kadın örgütleri olarak Türkiye’nin GREVIO değerlendirmesini ele alarak, bu sürece nasıl katkı sunmaya çalıştığımızı, gölge rapor hazırlama çalışmamızı ve Türkiye’de kadın hakları ve kadına yönelik şiddetle mücadelede gelinen noktayı anlattık. Özellikle son dönemde toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı iktidarın açtığı savaşın şiddetle mücadeleye verdiği zararı aktarmaya çalıştık. Atölyede KSGM’den bir uzman da Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesini uygulama amacıyla izlediği politikalar konusunda bilgi verdi ve GREVIO sürecini anlattı.

Türkiye’ye benzer şekilde son yıllarda Avrupa’nın pek çok ülkesinde iktidara gelen sağ ve muhafazakâr hükümetler, kadınların kazanımlarına doğrudan ya da dolaylı olarak saldırı eğilimi içinde. Kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılıkla mücadele etmek, bu alana daha çok bütçe ayırmak yerine sağ hükümetler popülist bir söylemi benimsiyor; kadına yönelik şiddeti bir göçmenlik ya da etnisite sorununa indirgemeye çalışıyor ve yalnızca cezaların artırılmasını öngörüyorlar. Örneğin Avusturya’da durum tam olarak böyle! Avusturya’daki kadın örgütleri ırkçı söylemlere ve düzenlemelere karşı, erkek şiddetinin tüm kadınların sorunu olduğu ve sorunun esasen cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılık bağlamında ele alınması gerektiği konusunda ısrar ederken, göçmen nüfus arasında şiddetin yaygın olduğu durumlarda ise kadınların ihtiyaçlarına özgün, destekleyici hizmetlerin artırılması gerektiğini savunuyor. Avusturya’daki katılımcıların çoğu konferans boyunca mevcut cezaların zaten suçla orantılı olduğunu ve cezaların artırılmasına ihtiyaç olmadığını belirtti. Asıl üzerine gidilmesi gerekenin ise dava süreçlerinin kadınların aleyhine işlemesine neden olan önyargılar ile soruşturma ve kovuşturma süreçlerindeki özensizlikler olduğunu söyledi.

Müdahale Merkezi’nin 20. yıl dönümünde farklı ülkelerden kadınların bir araya gelmesine imkân sağlayan bu konferans; haklarımız için mücadele ederken aslında çok benzer sorunlar yaşadığımızı bir kez daha görmemizi sağladı. Özellikle kadın haklarını hedefine koyan ayrımcı sağ muhafazakâr politikalara karşı sınırların ötesinde bir dayanışma ve birlikteliğe ihtiyacımız var!