Gülsun ve ben 23 Ocak’ta Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde psikiyatri asistanlarıyla buluştuk. Davet Psikiyatri Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden gelmişti. Daveti memnuniyetle kabul edeceğimizi söylemekle beraber ilk adımımız neden davet edildiğimizi anlamak ve ihtiyaçlarını belirlemek yönünde oldu. Çünkü böyle küçük grup buluşmalarının başarılı geçmesinin birinci koşulu, anlatılanların dinleyenlerin beklentilerini karşılayabilmesi kuşkusuz. Bizi davet eden Dr. Axel Bey, Psikiyatri Polikliniği’ne başvuran hastaların arasında sıklıkla aile içi şiddete maruz kalan kadınlar olduğunu, bazen şiddet şikayetiyle doğrudan başvurduklarını, bazen başka şikayetlerle başvurup görüşme sırasında şiddeti anlattıklarını, psikiyatri asistanlarının bu konuda kendilerini yalnız ve yönlendirme konusunda çok yetersiz ve kaynaksız hissettiklerini dile getirdi. Başvuranların çoğu imkânları kısıtlı kadınlardı. Bu da sağlık çalışanlarının şiddetle ilgili önyargılarını besliyordu.

Bütün bunlar nedeniyle, sohbeti sadece Mor Çatı’yı ve kadınların destek alabilecekleri kurumları tanıtmakla sınırlı tutmamaya, önce şiddetin tanımını, çeşitlerini, dinamiklerini anlatmaya karar verdik. Toplantı günü bizi güleryüzlü ve heyecanlı bir asistan karşıladı. Kocaman bir binada uzun koridorları geçtikten sonra minik bir derslikte asistanlarla buluştuk. Kadın ve erkek asistanların sayısı neredeyse eşitti ve 35 civarında asistan bizi dinlemeye gelmişti. İki saat boyunca hiçbiri ilgisini kaybetmedi. Önce her zamanki gibi kısaca kendimizi tanıttık ve onları tanıdık. Ben kadın bakış açısıyla şiddeti ve dinamiklerini anlatarak söze başladım. Şiddete uğrayan kadınların ve şiddet uygulayan erkeklerin, başka ve öteki bir grup olmadıklarını, hayatımızda yakından tanıdığımız kimseler olduklarını vurgulamaya özen gösterdim. Hem doktor olmanın, hem de psikiyatrist olmanın bir “biz” ve “onlar” ayrımı getirdiğini, ayrıca gördükleri kadınların çoğunun daha düşük sosyoekonomik gelir seviyelerinden geliyor olmasının bu üstten bakışı arttırabileceğini varsayarak yaptım bunu. Hem kendi şiddet deneyimlerimi hem de paylaştığım örnekleri kendilerini ait hissedebilecekleri çevrelerden seçerek anlattım (Mesela salondaki bütün kadınların en azından sokakta şiddete uğrama öyküleri vardı).

Gülsun ise şiddete uğrayan kadınların yasal haklarını, Mor Çatı’yı ve yönlendirme yapabilecekleri kurumları anlattı, onları da güçlendirmeye önem verdi. Onlara birçoğunun, kadınların yaşadıkları şiddeti dış dünyayla paylaşmaya başlarken ilk konuşacakları kişi olabileceklerini, bu yüzden hem hukuki, hem de etik anlamda önemli bir sorumlulukları olduğunu hatırlattı. Gülsun’u daha büyük bir ilgiyle dinlediler. Ayrıca sürece hastanede görevli olan sosyal hizmet uzmanlarını dahil edebileceklerini, hatta etmeleri gerektiğini söyledi. Bu bilgi katılımcılara çok yeni ve şaşırtıcı geldi. Daha önce düşünmemişler ve etkin bir işbirliğine girişmemişlerdi. Gülsun’a hem çok soru sordular, hem de birçok vaka örneği anlattılar. Özellikle bir kadın asistanın Van’da mecburi hizmet yaparken, kocası tarafından getirilen genç bir kadının durumunu çabucak kavrayıp, onu sığınağa yönlendirebilmek için tek başına ve zamana karşı verdiği mücadeleyi aktarması çok güçlü bir örnek oldu.

İki saat çok çabuk geçti ve süre dolduğu için bitirmek zorunda kaldık. Konuşulacak konular henüz bitmemişti oysa. Toparlarken Gülsun iki tarafın da ihtiyaçlarını örtüştürüp ortak bir çalışma yapabilmenin önemini vurguladı. Mor Çatı’da kadınların Marmara Psikiyatri Bölümü’ndeki bir isme yönlendirilebilecek olmasının süreci ne kadar kolaylaştırabileceğinin, benzer şekilde oradan da bize bir yönlendirme yapılırken Mor Çatı’yı tanıyor olmalarının daha etkin bir işbirliği sağlayacağının altını çizdi.

Bundan sonra yapmamız gereken, orada tanıştığımız asistanlarla iletişimi koparmamak, hem kendimizi hatırlatmak hem de onların durumunu sormak. Böylece gelecek için bu kapının açık kalmasını, iletişimin sürekliliğini sağlayabiliriz.