Beren Boran tarafından yapılan bu röportaj 15 Şubat 2015 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanmıştır. 

İktidarın kadın bedeni üzerinden söylemleri, erkini güçlendirmek için kadınlar üzerine kurduğu politikaları hayata geçirme planları bir türlü bitmiyor. Kürtaj da bu mevzulardan biri, hatta en "can alıcı"sı, zira iktidar konuştukça, ataerkil sistemin kök saldığı bu topraklarda, "devlet aklına hızla sahip çıkılıyor ve sonucu Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'nın Istanbul'daki kamu hastanelerinin kadın doğum servislerini arayarak yaptığı kürtaj araştırması gösteriyor.  Mor Çatı'dan Esen Özdemir ve İstanbul Tabip Odası Kadın Komisyonu'ndan Dr. Lale Tırtıl'la raporu ve AKP'nin kadın politikalarını konuştuk.

- Kürtajla ilgili çalışmanız çok konuşuldu. Hazırlamaya nasıl karar verdiniz?

Esen Özdemir: 2012'de dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamasının ardından, kürtaj gündemimize girdi gibi görünüyor, ama aslında daha öncesinde girmişti. Mor Çatı'ya başvuran kadınlar kürtaj olmakta yaşadıkları zorlukları ve çok az hastanenin kürtaj yaptığı bilgisini bizimle paylaşıyorlardı. 2011'de İstanbul Tabip Odası'yla kürtaj konulu bir panel de gerçekleştirdik. Bu son çalışmanın kaynağı da yine kadınların bizimle paylaşmalarıdır. Kadınlar, kamu hastanelerinden kürtaj hizmeti alamadıklarına, karşılaştıkları muamelenin kötülüğüne dair başvurmaya başlayınca bir tarama yapılması gerektiğini düşündük. Aslında daha önce Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu'nda da Türkiye genelinde bu şekilde bir haritalandırma yapmanın önemli olduğunu düşünmüştük. Bu, onun İstanbul ayağı gibi oldu. Telefon görüşmelerinin ardından hazırladığımız raporu sitemizde haberleştirdik. İstanbul Tabip Odası'na gerekli incelemeyi yapmaları için de başvurduk.

Lale Tırtıl: Ülkede genel durum hakkında bilgimiz vardı. Ancak Mor Çatı'nın bu değerli çalışmasıyla güncel durumu gördük. İstanbul Tabip Odası konu hakkında inceleme yapmaktadır. Tamamlanınca kamuoyuyla paylaşacağız.

- Yanıtlar düşünülürse aramaları yapan arkadaş için yıpratıcı bir süreç olmuştur...

E. Özdemir: Evet. Öncelikle, çok basit bir soru olan, "hastanenizde kürtaj yapılıyor mu?"nun yanıtını oldukça zor aldık. ilgili birime bağlanmak ve yetkili kişilerle görüşmek de çok zordu. Görüştüklerimizin büyük kısmı bu sorumuza sinirlendi. İki hastanenin kadın doğum servisine hiçbir şekilde ulaşamadık, üç hastane ise bunun ancak yüz yüze verilecek bir bilgi olduğunu söyledi. Prostat ameliyatı olmak istiyorum, yapıyor musunuz, sorusuna da bu şekilde yanıt veriliyor mu? Kürtaj tıpkı prostat ameliyatı gibi tıbbi bir işlem, dolayısıyla hastanelerin kürtaj yapıp yapmadığı kadınlar için erişilebilir bir bilgi olmalı. Daha da ilginci, bazı hastaneler kürtaj yapmama gerekçelerini, kürtajın yasak olması olarak ifade etti.

- Doktorların karşısına çıkılınca görülen muamele çok daha sinir bozucudur...

E. Özdemir: Yasaya göre, evli olmayan, 18 yaşından büyük biri, kimseden izin almadan, -evli iseniz kocanızın izni gerekli-, kendi iradesiyle kürtaj olabilir. Ancak hastaneye girdiğiniz andan itibaren, personelin ve hekimin size yaklaşımından yapmamanız gereken bir şey yaptığınız' ve bunun cezasını çekmeniz gerektiğinin sinyalini alıyorsunuz. Bir defa evlilik dışı bir cinsel hayatınızın olması, çoğunlukla, personel ve hekimler nazarında "ahlaksız" olduğunuzun en belirgin göstergesi, yetmedi bir de kürtaj oluyorsunuz. Kadınlar bu muameleyle karşılaşmamak için devlet hastanesine gitmek istemiyor. 

2012'de, kürtaj yasa tasarısının gündeme geldiği günlerde, "kızınız hamile" mesajlarının babalara gönderilmesiyle konuştuğumuz gebelik izleme uygulamaları da kadınların devlet hastanelerine gitmesinden korkmasının en önemli nedenlerinden. Mor Çatı'ya başvuran çoğu kadın öncelikle "ailem bunu öğrenir mi" diye soruyor. Evli olmayan kadınlar için kürtaj olduğunu ailesinin öğrenmesi ciddi risk; okul hayatlarının ya da hayatlarının bitmesi demek olabiliyor. Böyle ataerkil bir toplumda yaşıyorken üstüne devlet de yasal haklarınızı korumadığında, kürtaj olmak isteyen kadınlar savunmasız kalıyor ve yasal bir hakka erişebilmek için Mor Çatı'dan destek istiyor. 

Yasağın kaynağı devlet 

- 37 hastaneden sadece üçü yasayı uyguluyor ve isteğe bağlı kürtaj yapıyor, onlardan ikisi de on haftaya kadar yapmalıyken sekiz haftaya kadar yapıyor.

E. Özdemir: 17'si zorunlu durumlarda yani başka çare kalmadıysa ve siz ölmek üzereyseniz kürtaj yapacağını söylüyor. 12'siyse hiçbir şekilde kürtaj yapmıyor.

- Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin yanıtı da ilginç; "Kendi düşürmesine bağlı. Çocuk kalp sesi yoksa düşmesi beklenir". Başvurular, o dönemin Başbakanı, şimdinin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve üst düzey yetkililerin söylemlerinden sonra artış gösterdi mi?

E. Özdemir: Evet, çok belirgin bir artış var çünkü hastaneler bu açıklamaların ardından sanki kürtaj yasası değişmiş ve kürtaj yasaklanmış gibi keyfi bir şekilde işlem yapmaya başladılar. Telefon görüşmelerinde de bunu çok net gördük. Mesela, zorunlu haller dışında kürtaj yapılmasının "yasak" olduğunu söyleyen Başakşehir Devlet Hastanesi'ndeki görevliye bu yasağın kaynağı sorulduğunda "devlet"ten yanıtı aldık. Kadınlar da, kürtajın yasak olduğunu zannediyor.Sitemizde haberi yayımladığımızın ertesi günü, "Kürtaj yasak değil miydi, yapan hastaneler hangileri" diye soran üç başvuru aldık. Yasak olmadığını söylediğimizde dahi ikna olmak da zorlandılar. Hükümet yetkililerinin, ardı ardına yaptığı kürtaj karşıtı açıklamaların hayatta böyle somut bir karşılığı var ne yazık ki!

- Devlet hastanelerinin yasayı uygulamaması özel hastanelerde bir yığılmaya ve fiyatların yükselmesine de sebep olmuştur, kuşkusuz.

E. Özdemir: Aynen, devlet hastanelerinde kürtaj olmanın neredeyse imkansız olması özel hastanelere olan talebi arttırdı. Bu da tabii ki kürtaj fiyatlarının artmasına neden oldu. Örneğin, haberimizin ardından bize gelen bir mailde, özel hastaneden kürtaj için dört bin lira istediklerini, paralarının olmadığını, hangi hastanelerde kürtaj olunabileceği soruldu. Ortalama kürtaj fiyatları 1500-2000 arasında. Bu, nüfusun büyük kesimi için çok yüksek. Yani bu, aynı zamanda zenginlerin ve yoksulların sağlığı meselesi. Hani bir sağlık hizmetini alabilmek için nüfus kağıdı yeterliydi! 

Emeği ucuzlatmak istiyorlar 

- İktidarın söylemleri, toplumun eğitimli kesimi sayılacak doktorları bile nasıl oluyor da, yasaya rağmen kürtaj uygulamayacak kadar ikna edebiliyor?

E. Özdemir: Yanıtı zor değil, kendi düşünce ve inançlarınızın toplum nazarında makbul olduğunu anlatacak medyanız, bunu yasalaştıracak parlamentonuz, bunlara uymayanları cezalandıracak mahkemeleriniz varsa, insanlar ancak size bu sınırların dışında kalmayı göze alabilirlerse karşı çıkarlar. AKP iktidarının bugünkü durumunda, hepimizin deneyimlediği gibi, bu karşı çıkış toplumun pek çok kesimi için pek de mümkün değil.

Recep Tayyip Erdoğan'ın 2012'de "kürtaj cinayettir" açıklamasıyla gündeme giren kürtaj tartışmalarının odağının nüfus politikaları olduğu unutulmamalı. Türkiye nüfusu yaşlanıyor. Bu yüzden genç ve "dinamik" iş gücüne; kadınların doğurmasına ihtiyaç var. AKP'nin kürtaja karşı çıkmasının nedeni, sadece günah olarak görmesi değil, her kürtaj bir işgücü kaybı olduğu içindir.

L. Tırtıl: 2012'de Erdoğan, kürtaj açıklamasını alelade bir yerde değil, Nüfus Fonu Parlementerler Meclisi toplantısında yaptı. Aslında bu Türkiye'den dünyaya bir deklarasyondu. Nüfusun gençleştirilmesi operasyonu. Emeği ucuzlatmak isteyen sermaye sisteminin orijinal olmayan icadı, bu politikalar. Kadının bedeni üzerinde baskıcı bir tahakküm gerektirir. Ne pahasına olursa olsun tüm gebeliklerin doğumla sonuçlandırılmasını sağlamak da bu düşüncenin bir parçası. 

Yasak, kürtajı yok etmez 

- Yeni değil, ama özellikle bu hükümet döneminde devlet politikasının daha da merkezinde yer almaya başladı kadınlar...

E. Özdemir: Örneğin AKP iktidarı bütün söylem ve icraatlarıyla yeni Türkiye'nin "makbul kadın" tiplemesini yaratıyor. Bu 3-5 çocuk doğuran, "annelik kariyeri"nde yukarı basamaklara tırmanabilmek için erken yaşta evlenen, çocuklarını kreşe bırakmayıp kendi bakan, bunun için yarı zamanlı ve esnek çalışan, ailesini ve "aile değerlerini her şeyin üstünde tutan bir kadın. Bunun dışında kalanlarsa aileyi parçalayan, "ahlaksız" kadın olma çizgisinde yaşayanlar. Bu çizgiyi geçebilmek için toplumun büyük kesimi nezdinde "ahlaksız" kadın olmayı göze almanız gerekir. Kürtaj da bu sınırla harmanlanmış, AKP'nin neoliberal politikalarının çok hayati bir sonucu. Kadınların kürtaj olmaması için Lale'nin ifade ettiği gibi etkin ve yaygın doğum kontrol hizmetlerine erişebiliyor olmalı. Çok net; ücretsiz ve güvenli kürtaj hakkı olmadığında kadınlar ölecek! Ölüyorlar da. Yasağın kürtajı azalttığıyla ilgili bir veri hiçbir yerde yok. Yasak, kürtajı yok etmez, merdiven altına ve güvencesizliğe sevk eder. Dolayısıyla söylemleri ve eylemleriyle fiili kürtaj yasağı yaratan hükümet yetkilileri cinayet işliyor. Hak ettiği şekilde sağlıklı koşullarda kürtaj olamadığı için ölen her kadının sorumlusu da yine hükümet yetkilileridir.

L. Tırtıl: Kürtajı yasaklamak, kürtajın sağlıklı koşullarda yapılmayacağı anlamına gelir. Tıp literatüründe bilinen, Dünya Sağlık Örgütü'nün de dikkat çektiği bir noktadır bu. 1983 öncesinde kürtaj yasak olduğu zamanlarda, pek çok kadın kendi ürettikleri yöntemlerle düşük yapmaya çalışırken yaşamlarını yitirdi. Kürtajın yasaklanması tek bir kadının ölümüne neden oluyorsa, bunu yasaklayan yetkili cinayet işliyordur. Bu tahmin edilmeyen bir ölüm değildir. Bilinen, hesaplanan bir ölümdür.

- Sağlık Bakanlığı Mor Çatı'nın çalışmasından sonra bir açıklama yaptı ve "isteğe bağlı olarak gebeliğin sonlandırılmasında kısıtlama yok" dedi.

E. Özdemir: Bu bizim için önemli. Bakanlık kürtaj yasağı olmadığını ve 10 haftaya kadar olan gebeliklerin isteğe bağlı sonlandırıldığını söyledi. Kamu hastanelerinin bu açıklamayı dikkate almalarını ve yasaya rağmen hareket eden hastaneler hakkında Sağlık Bakanlığı'nın gerekli incelemeyi yapıp, sonuçları kamuoyuyla paylaşmasını bekliyoruz.


Dr. Lale Tırtıl: Kürtaj çöken sağlık sisteminin sonucu 

Bir hekim olarak isteğe bağlı düşük kadar doğum L-) kontrol hizmetlerinin niteliğine dikkat çekmeyi gerekli görüyorum. Eğer iyi yapılandırılmış, yaygın ve ücretsiz doğum kontrol mekanizması varsa kürtaj da oldukça sınırlı olacaktır. Doğum kontrol, erkek ve kadının, istediği, bakabileceği kadar çocuklarının olmasını sağlamak üzere korunmaları üzerine odaklanır. Asıl önemli değişken 2000'lerin başından beri ülkede sağlık sisteminin altüst olmasıdır. Eskiden Sağlık Bakanlığı'nın hastanın, bireyin, toplumun sağlığı konusunda hizmeti planlama, finanse etme ve sunma görevi varken; artık sağlık sisteminin yürütülmesini koordine eden bir mekanizmaya dönüştürülmüştür. Sağlık sistemi, market sistemine benzetilebilirmiş gibi hastanın müşteriye, hizmetin karlılık oranına bağlanmıştır.

Doğum kontrol hizmetleri de bu değişimden en fazla etkilenen unsurlardan. Daha 2007'de dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ "Artık aile planlaması dönemi kapanmıştır, bizim için önemli olan üreme sağlığıdır" dedi. Ardından dönemin başbakanı önce üç, daha sonraları beş sayısını kıymetli buldu. Oysa ülkede genel olarak doğum kontrol hizmeti çok başarılı yapılandırılmıştı. Bütün ülkede, ekip olarak çalışma ilkesini koruyan Sağlık Ocaklarında, hekim ve ebeler tarafından en ücra köşelere kadar tüm vatandaşlara ücretsiz prezervatif, doğum kontrol ilacı, rahim içi araç takılması uygulanmaktaydı. Bu çalışmanın bir sonucu olarak ülkede kürtaj oranları azalmıştı, hala da bu uygulamaların günümüze yansıması nedeniyle sayının fazla olduğu iddia edilemez. Bugün Sağlık ocakları yerini sınırlı olanaklara sahip, bina kirasını bile düşünmek zorunda olan Aile Sağlığı Merkezleri'ne terk etti; koruyucu sağlık hizmetine, doğum kontrol hizmetinin yaygınlaştırılmasına ayrılan zaman azaldı. Doğum kontrol haplarının yeterli ve yaygın olarak gönderilmesi aksadı, rahim içi araç uygulaması daraltıldı. Geçen yıl İstanbul'un çok kalabalık bir ilçesine altı ayda sadece altı paket doğum kontrol hapı verildi. Ayrıca Ana-Çocuk Sağlığı Aile Planlaması (AÇSAP) Merkezleri, doğum kontrol uygulamalarının, gerektiğinde isteğe bağlı düşük hizmetinin sunulduğu yerlerdi. Bugün bu hizmeti veren AÇSAP'ların önemli kısmı kapatıldı.

Türkiye'nin imzaladığı İnsan Hakları ve Biyoetik Sözleşmesi'ne göre devletin yükümlülükleri vardır. Sağlık hizmeti verilirken tüm insanlara ayrım yapılmadan, haysiyeti ve kimliği korunarak, beden bütünlüğü ile tüm hak ve özgürlükleri güvence altına alınmak zorundadır. Toplumun ya da bilimin menfaatleri tek bir insanın yararından değerli olamaz; sağlık hizmeti adil olarak sunulmak zorundadır. Son olarak; isteğe bağlı düşük, kürtaj pek çok Avrupa ülkesinde birkaç hap ve hekim gözetimiyle başarılı bir şekilde yapılıyor. Cerrahi teknik gerekmeden de isteğe bağlı düşük sağlanabilir.