Bekâr bir kadının hamileliği üzerinden son dönemde medyada yer alan haberler bir kez daha kadınların yaşamları üzerindeki erkek egemen sistemin baskısını görünür kıldı. Bir kadının ayrıldığı sevgilisinin çocuk istememesine rağmen hamileliğini sonlandırmaması pek çok kişi tarafından tepkiyle karşılandı. Erkek istemediği zaman hamileliğin devam etmemesi gerektiği yönündeki bu görüşler tıpkı kadınların hamileliği sonlandırma hakkı olmadığını söyleyen kürtaj karşıtları gibi kadınların kendi bedenleri ve hayatları üzerinde karar verme hakkı olmadığını ve bu kararların erkekler tarafından verilmesi gerektiğini ima etmektedir. Bu yüzden bir kez daha kadınların bedenleri ve hayatları üzerinde tek karar sahibi olduklarını hatırlatmak isteriz.

Geçen hafta Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’ in, Birleşmiş Milletler (BM) projesi olan ve kadına yönelik şiddete karşı din adamlarının eğitilmesini öngören projenin protokol imza töreninde, BM’ye yönelik sarf ettiği “Kadına karşı şiddetle uğraşacağınıza önce insanlığa karşı cinayetleri önleyin” sözlerini kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadele eden kadın örgütleri olarak endişeyle dinledik. Bu söylemler, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nca kadına yönelik şiddetle mücadele alanında yapılan ilk Protokolün Diyanet İşleri Başkanlığı ile yapılması konusundaki tepki ve eleştirilerimizin de nedenlerini göstermiştir.

Görmez’ in sözleri kadına yönelik erkek şiddetini önemsizleştiren, görmezden gelmeyi öneren erkek egemen bakışın yansımasıdır. Bu sözler önemli ve mücadele etmeye değer sorunların çerçevesini çizmekte ve bunların karşısında kadınların yaşadıkları erkek şiddetini önemsiz kılmaktadır. Bu gibi söylemler ile şiddet gören kadınların susmaya teşvik edildiklerini, kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadelede gerekli ve yeterli siyasi iradenin ortaya konulmamasının sonucunda da kadınların şiddet görmeye devam ettiklerini ve hatta öldürüldüklerini görüyoruz. Görmez’in sözleri erkek egemenliğinin sık gördüğümüz yansımalarından biri iken bizleri bu olayda asıl endişelendiren kadından sorumlu olması gereken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu durum karşısında aldığı tutumdur.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB)’ndan alınan son bilgilere göre Haziran ayı sonu itibariyle toplam 73 ilde ASPB’ye bağlı 87, yerel yönetimlere bağlı 32 ve Sivil Toplum Kuruluşları’na bağlı 1 kadın sığınağı bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler’in kadına yönelik şiddetle mücadele mevzuatı gereğince; 10.000’i aşkın nüfuslu yerleşim yerlerine en az bir kadın sığınağı, 50.000’i aşkın nüfuslu yerleşim yerlerinde en az  bir kadın danışma merkezi ve her 20,000 kadın için bir tecavüz kriz merkezi bulunmalıdır (bkz. BM Kadına Yönelik Şiddet Mevzuatı El Kitabı, 2010). Bunun yanı sıra,  bu merkezlerin konumu eşit erişime imkan verecek şekilde belirlenmeli ve kadınların çocuklarına da destek sunulabiliyor olmalıdır. Gereken durumlarda acil destek sunabilmek ve istismarın sürmesine engel olabilmek açısından bu desteklerin yerelde ve tüm kadınların hızlıca ve kolayca ulaşabileceği şekilde sunulması çok önemlidir.

Kadına yönelik şiddete karşı "şiddete sıfır tolerans" sloganıyla propaganda yapan, geçtiğimiz yıl İstanbul Sözleşmesi olarak bildiğimiz Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni imzalayan AKP hükümeti, iktidara geldiği günden bu yana kadın-erkek arasındaki cinsiyet eşitsizliğini derinleştirecek politikalar üretmeye ve uygulamaya ısrarla devam ediyor. Kadın bakanlığının isminin “aile” bakanlığına dönüştürülmesi, kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadeleye yeterli bütçe ayrılmaması ve şiddetle mücadelede siyasi irade gösterilmemesi, kadınların sezaryen ve kürtaj haklarına müdahale gibi çeşitli alanlarda hükümetin bu cinsiyetçi politikalarının sonuçlarını yaşamaktayız.

Demokles’in kılıcı kadın hareketinin tepesinde 3 yıl sallanacak! "Basın suçlarına af" diye lanse edilerek yürürlüğe sokulan bu maddeye göre,  hakkında 5 yıl hapis cezası istenen Canan Arın, 3 yıl içinde herhangi bir suçtan yargılanırsa dava kaldığı yerden devam edecek ve hüküm giyecek! Bugün Antalya’da görülen davanın 3. duruşmasında Canan Arın’a Türkiye’den ve Türkiye dışından çok sayıda kadın ve kadın örgütü destek verdi.

Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yarın saat 10.30’da yapılacak 3. Duruşmaya “dava ile ilgili olan şahıslar dışında duruşma salonuna başka şahısların alınmayacağı” duyurularak, Canan Arın yalnız bırakılmaya çalışılmakta, hukuksuzluk devam ettirilmektedir!

31 ülkeden 85, Türkiye’den 42 kadın örgütünün, “Kadına karşı şiddetle mücadelesi “suç” değildir. Bu dava erkek şiddeti ile mücadeleyi yargılıyor” diyerek destek verdiği Canan Arın’ ı yalnız bırakmayacağımızı bir kez daha duyuruyoruz!