Mor Çatı olarak 27 yıldır, erkek şiddetiyle mücadelede kadın ve çocukların deneyimlerinden edindiğimiz bilgi ve güçle, kadın dayanışmasının daha da güçlenmesi doğrultusunda bu deneyimleri politik alana taşımaya devam ediyoruz. Bu kapsamda kadına yönelik şiddetle mücadelede sorumluluğu bulunan kurumları, yasal düzenlemelerdeki değişiklikleri ve gelişmeleri yakından takip ediyor ve edindiğimiz bilgileri kamuyla paylaşmaya gayret ediyoruz.

Bir yılı aşkın süredir yaşanmakta olan OHAL döneminde kayyum atanan belediyelerin kadın merkezleri ve yıllardır çeşitli alanlarda beraber çalıştığımız bağımsız kadın örgütlerinin kapatılması ile birlikte kadınların bulundukları bölgede destek alabilecekleri mekanizmalar ortadan kalkmıştır. OHAL KHK’ları ve kayyum atamalarının kadınların hakları ve  kazanımları üzerinde yarattığı tahribatın tazmin edilmesini, kapatılan kadın da(ya)nışma merkezleri ve sığınakların yeniden açılmasını ivedilikle talep ediyoruz.

Kadınların bugüne kadar mücadele ederek kazandıkları haklar yeni yasal düzenlemeler ile gasp edilmeye çalışılıyor. Son yasal değişikliklerle kapsamı genişletilen uzlaştırma kurumu uygulayıcılarının kadınları yanlış yönlendirerek şiddet uygulayanlarla karşılaştırmak istediklerini, kadınların uzlaştırmaya zorlandıklarını sıklıkla duymaktayız. Kadınların itirazlarına rağmen “Müftülük Yasası”nın hızla yürürlüğe konmasının ardından Adalet Bakanlığı’nın “aile arabuluculuğu” adı altında öncelikle tarafları barıştırmak üzere bir misyon yükleyen arabuluculuk kurumunun getirilmek istenmesine, 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa’nın medyada “Yuva Yıkan Yasa” olarak gösterilmesine oldukça tepkiliyiz. Yapılan araştırmalara ve 27 yıllık Mor Çatı deneyimine göre kadınların en çok en yakınlarındaki erkekler tarafından çeşitli şiddet biçimlerine maruz bırakıldıklarını tekrar ve önemle hatırlatmak istiyoruz. “Aşık olduğu” için sevgilisini, boşanmaya çalıştığı için eşini, türlü bahanelerle kadınları öldüren erkekleri her gün gazetelerden okumaya devam ediyoruz. İnternet, telefon veya sosyal medya aracılığı ile kadınları tehdit eden, onlara hakaret eden ve şantaj yapan, kadınların yollarını kesen, onları çaresizlik duygusuna sevk eden binlerce erkeğin ceza almadığını görüyoruz. Avrupa’nın birçok ülkesinde ciddi cezalar öngören “ısrarlı takip” Ceza Kanunu’nda hala suç olarak düzenlenmemiştir. Bu sebeple dava açılsa da suç olarak tanımlanmadığı için faillerin fiilen cezalandırılmadıklarını dehşetle izlemekteyiz. 6284 sayılı Yasa’da düzenlenen geçici velayet, geçici nafaka, geçici maddi yardım gibi tedbirlerin olması gerektiği gibi uygulanmadığını, tedbir sürelerinin uygulamada kısaldığını görmemize rağmen 6284 sayılı Yasa’nın kadınların hayatlarını kurtardığını, şiddet uygulayan kimi erkekler için caydırıcı olduğunu açıkça görüyoruz. 6284 sayılı Yasa’dan bir adım dahi geri adım atılmamasını, tam tersine iyileştirilmesini, uygulanmayan tedbirlerin etkin hale getirilerek tedbir isteyen kadının beyanlarını dikkate alan ve olması gereken süreler içinde tedbir kararlarının uygulanmasını ısrarla talep ediyoruz. 

Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu 2014 yılında yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’nin devlete yüklediği yükümlülüklerin erkek şiddetinin, kadın ve erkek arasındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önlenmesi ve kadınların haklarından gerektiği gibi yararlanabilmesi için derhal hayata geçirilmesini, mevcut yasal düzenlemelerin İstanbul Sözleşmesi’ne uygun olarak değiştirilmesini istiyoruz. Basında 6284 sayılı Yasa’yı kötüleme propagandası yapan, kadın ve erkek arasındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğini körükleyen kamu görevlileri ve medya organları hakkında gerekli işlemlerin başlatılması için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’nı göreve çağırıyoruz. Israrlı takibe maruz kalan kadınların özgürce yaşama haklarını ihlal eden, psikolojik hasarlara yol açan “ısrarlı takip”in İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Yasa’da düzenlendiği gibi bir an önce Ceza Kanunu’nda da düzenlenmesini talep etmekteyiz.  

Kadınları etkileyen tüm yasal düzenlemeler için öncelikle alanda deneyimli kadın örgütlerine danışılmalı ve bu örgütlerin önerileri ciddiyetle dikkate alınmalıdır. Boşanma Komisyonu Raporunda önerilen aile mahkemelerinde görülecek davaların kapalı oturumlarda ‘gizlice’ yapılması gibi erkek şiddetini örtbas etmeye, görmezden gelmeye kapı açan düzenlemelerin kadınların ve çocukların hayatlarını çaldığını bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Bu ve bunun gibi erkek şiddetini normalleştiren, kadınların mücadele ve dayanışmalarını hedef alan uygulamalar kabul edilemez. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde bir kez daha hatırlatıyoruz: Kadın dayanışmasını her türlü baskı karşısında daha da güçlü kurmaya, haklarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz!