Bu yıl, on dokuzuncusu düzenlenen Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı “Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Yerel Yönetim Yaklaşımları, Kadın Örgütleri ile İşbirliği İmkânları” başlığı altında,  15-17 Ekim tarihlerinde Adana Kadın Da(ya)nışma Merkezi ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM) ev sahipliğinde Adana’da gerçekleşti. Kurultay’a 23 ilden; kadın örgütlerinden, belediyelerden ve kamu kurumlarından 350 kadın katıldı.

AKDAM’dan Muhal İkikardeş’in yaptığı açılış konuşması ile başlayan Kurultay, tebliğlerin sunulması, atölye çalışmalarının gerçekleşmesi ve atölye sonuç bildirgelerinin sunulmasıyla devam etti. 

Birinci günün ilk oturumunda, kadına karşı şiddetle mücadelede en deneyimli örgütlerden olan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ve Kadın Dayanışma Vakfı, sığınak ve dayanışma merkezi çalışmasının nasıl olması gerektiği üzerine sunumlar yaptılar. Mor Çatı’dan Selin Kaner, sığınakta kalan kadın ve çocuklara hizmet vermek yerine dayanışma kuran bir yaklaşımı benimsediklerini, toplu yaşamı kolaylaştırmak için sığınağın kuralları olduğu ama bu kuralların, çocukları ve kadınları baskı altına almak ya da denetlemek için değil beraber yaşamayı kolaylaştırmak için konulduğunu aktardı. Kaner, Mor Çatı Sığınağı’nın diğer sığınakların aksine 12 yaşından büyük erkek çocuğu olan kadınların ve LBTİ’lerin de kalabildiği bir sığınak olduğunu, söyledi. Kaner ayrıca, sığınak binalarının fiziki olarak da kadın ve çocukların güçlenmesinde çok önemli olduğununun, yaygın uygulama ve kanının aksine sığınakların gözden uzak ve izole yerlerde değil, aksine şehrin ulaşılabilir yerlerinde olması gerektiğinin altını çizdi. 

Kadın Dayanışma Vakfı’ndan Melek Fidan ise, dayanışma merkezinde feminist ilke ve yöntemleri hayata nasıl geçirmeye çalıştıklarını anlattı: “Şiddete uğradığı için dayanışma merkezine gelen bir kadınla kapıyı açtığımız andan başvuru odasındaki oturma şeklimize, anlattıklarını dinlerkenki yüz mimiklerimize kadar eşit ilişki kurmak en önemli ilkelerimizden biri. Yardım eden değil dayanışan olduğumuzu unutmuyoruz. Şiddete maruz kaldığı için asla yargılamamak bir diğer önemli ilkemiz: şiddettin nedeni kadının davranışları değildir.  Kadının beyanını esas alarak bu beyan doğrultusunda süreci koordine ediyoruz.”

Kadın Örgütleri ve Yerel Yönetimler İlişkisi başlıklı ikinci oturumun ilk konuşmacısı, uzun yıllardır yerel siyaset alanında çalışmalarıyla bilinen İlknur Üstün’dü. Üstün, yerel siyasetin yüksek siyasetin görmediği sorunları ve ilişki biçimlerini görmeyi mümkün kılabildiğini ve yerel yönetimlerin farklı kadınlık durumlarının ihtiyaçlarını görmekle yükümlü olduğunu söyledi. Üstün, yerel yönetimler ile kadın örgütleri arasında bir ilişki olmasının yeterli olmadığını esas önemli olanın bu ilişkinin nasıl kurulduğu olduğunun altını çizdi: 

“Belediyelere kadın örgütleri ile ilişkiniz nasıl?” diye sorduğumuzda “gayet iyi, yer istediler gösterdik, otobüs istediler verdik” şeklinde yanıtlar alıyoruz.  Birçok kadın örgütü de bu ilişkilenmeyi bu şekilde kabul etmiş durumdalar. Yerel yönetimler ve kadın örgütleri arasındaki ilişki talep eden ve veren şekline indirgenmiş durumda. Kadınların özel durumlarını görmeden, gönderilen otobüse binen kadın olmamasından şikâyet eden bir yerel yönetim anlayışı var. Oysa kadınların o toplantıya gelmesini mümkün kılmadan, örneğin çocuklarını bırakacakları bir yer göstermeden,  kadınların gönderilen otobüse icabet etmemesi çok normal.”

Üstün, konuşmasını, yıllardır eşitlik birimlerinin açılması için mücadele vermişken şimdi bu merkezlerin kayyum atamaları ile kapatılıyor ve yöneticilerinin tutuklanıyor olmasının bunca yılın kazanımlarının bir bir elimizden alındığının başka bir göstergesi olduğu ve buna karşı nasıl mücadele edebileceğimizi tartışmaya ihtiyacımız olduğunu söyleyerek noktaladı. 

Bu oturumun diğer konuşmacıları olan, Şişli Belediyesi Eşitlik Birimi’nden Zelal Yalçın ve Kadıköy Belediyesi Eşitlik Birimi’nden Bilge Güler de kadın örgütleri ile yerel yönetimler arasındaki ilişkilerin genellikle kişisel ilişkiler şeklinde olduğu ve sadece eleştiriye odaklanan bir dil ve yöntemle kurulduğunu aktardılar. Bu ilişki biçiminin değişmesi ve işbirliğine karşı direnci kırmak için sadece eleştiriye odaklanan bir iletişim biçimi yerine, belediyeleri iyi uygulamalar gerçekleştirdiklerinde kutlayan pozitif bir iletişim kurmanın çok önemli olduğunu düşündüklerini ve bu tür bir iletişimin kadın örgütlerinin yerel yönetimlerle kurdukları ilişkilerde eşitlikçi bir yaklaşımın gelişmesini de sağladığını söylediler. 

“Yerel Yönetimlerin Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Örnek Çalışmaları” başlıklı üçüncü oturumda Gaziantep, İzmir ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyeleri’nden temsilciler örnek çalışmalarını paylaştılar.  

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nden Leyla İnal, 24 saat görevli güvenlik personeli, sosyolog, sosyal çalışmacı ve psikologdan oluşan bir ekibin çalıştığı 20 kişi kapasiteli bir sığınakları olduğunu, bu sığınakta din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan her kadına destek verdiklerini aktardı. Ayrıca, Türkçe bilmeyenlere tercüman desteği verdiklerini ve sığınak sonrası ayrı eve çıkmak isteyen kadınlara eşya desteği verdiklerini de ekledi.   

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi İlk Adım İstasyonu ve Alo Şiddet Hattı sorumlusu Günay Yakut, 2008 yılından beri sığınak faaliyeti yürüttüklerini ve bu deneyimleri sonucunda ilk adım istasyonu ve acil yardım hattının önemli bir ihtiyaç olduğunu görmeleri üzerine 2015 yılının Ekim ayından itibaren bu hizmeti vermeye başladıklarını, söyledi. Yakut bu süreci ve ilk adım istasyonu ve acil yardım hattının sığınak çalışmasına olumlu katkısını şu şekilde anlattı:

“Bakanlıktan iki kadın Diyarbakır’daki Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı’na gelmişti ve bu arkadaşlar herkesin ilk adım istasyonu açabileceği bilgisini verdiler. Biz de bunun üzerine işlemleri başladık. Onay süreci uzadı ve Gültan Kışanak devreye girdi, KSGM’yi aradı ve sonunda onay verildi. Gece vardiyası görevlisi, sosyolog, çocuk çalışanından oluşan personelimiz hazırdı. Personele gerekli eğitimler verildi ve Ekim 2015’te 6 kadın ve beraberindeki çocuklarıyla birlikte ilk adım istasyonumuzu açtık. Kadınların 15 gün kaldığı, bireysel ve psikolojik görüşmelerin alındığı, kadınlarla yol haritası çizildiği bir yer burası. Bu sürecin sonunda kurumlara veya sığınağa yönlendiriyoruz. Eylül 2016’ya kadar olan süreçte toplamda 86 kadın ve 74 çocuğa destek verildi; 22 kadın ve 18 çocuk buradan ana sığınağa geçtiler. İlk adım istasyonunun varlığı, sığınakta yürüttüğümüz grup çalışmalarının daha uzun soluklu olmasını ve yeni kabullerin aksattığı çalışmaların daha sağlıklı hale gelmesini sağladı; bu anlamda olumlu etkiledi. Kasım ayından itibaren de 7/24 destek veren acil yardım hattını kurduk. Hatta eğitimden geçmiş 3 sosyolog çalışıyor. Kadınlara telefon üzerinden danışmanlık desteği veriliyor.”

Yakut, yürüttükleri tüm bu çalışmaların ilçe belediyelerine kayyum atanması ile sekteye uğradığını, ilçe belediyelerindeki kadın merkezleri ile koordineli yürütülen çalışmaların yapılamaz hale geldiğini, bu durumun şiddete maruz kalan kadın ve çocukları mağduriyetini arttırdığını da aktardı.

Bu oturumun son konuşmacısı Aslı Zeynep Gülçay ise 2008 yılında kurulan İzmir Büyükşehir Belediyesi Danışma Merkezi Deneyimini aktardı:  

“Merkezde, sosyolog, psikolog ve yardımcı personel çalışıyor. Feminist bir ekiple çalışıyoruz. Kadınlara, kadın sağlığı eğitimi, KİHEP eğitimi de verdik.  Kadın Çalışmaları Şube Müdürlüğü personeline şiddetle mücadele, iletişim, stresle başa çıkma konularını içeren hizmet içi eğitim veriyoruz, bunun dışında talep olan yerlere çeşitli eğitim çalışmaları yapıyoruz 2009 yılında açtığımız sığınma evi ile dayanışma merkezi koordineli çalışıyor. Sığınma evinde kalmakta olan  kadın ve çocuklara  maddi destek sağlayabiliyoruz.  İki haftada bir sığınma evi ve danışma merkezi çalışanları olarak süpervizyon desteği alıyoruz.”

Gülçay, ŞÖNİM’lerin kurulmasıyla sıkıntı yaşamaya başladıklarını, ŞÖNİM’lerin yaptıkları çalışmalara destek olmak yerine çalışmalarını zorlaştırdıklarını paylaştı. 

Birinci günün son oturumunun konusu ise Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Ulusal ve Uluslararası Hukuk Mekanizmalarıydı. Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği’nden Yeşim Erkan ve Berfu Şeker CEDAW ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin kadın örgütleri için nasıl bir politika yapma aracı olabileceği üzerinde durdular.

Erkan, CEDAW’a sunulan hükümet raporunun ve kadın örgütlerinin hazırladığı gölge raporunun CEDAW Komitesi’ne sunulma ve takip süreçlerini kısaca aktardıktan sonra CEDAW kadın örgütleri için ne ifade ediyor sorusuna şu şekilde yanıt verdi:

“Yasal reform süreçlerinde hukuki referans ve yaptırım süreci var. Kamuoyu oluşturmak için bir araç. Hükümetin kadına yönelik şiddet taahhütlerini izlemek ve politik baskı yapmak için bir araç. Yapıcı bir diyalog ve işbirliği yaratmak için de idealde bir araç olarak kullanılabiliyor. Kadın örgütleri arasında bir ağ oluşturmak için de bir araç.”

Erkan, CEDAW Komitesi’nin 25 Temmuz 2016’da,  Türkiye Hükümeti’ne verdiği rapora ilişkin yayınladığı Nihai Yorum’da oldukça uzun bir tavsiye listesinin yer aldığını ve tavsiyelerden bazılarının şunlar olduğunu aktardı:

  • STK ve kadın örgütleri temsilcilerine, hak savunucularına uygulanan baskıcı önlemlerin durdurulması ve süreçlere aktif katılımlarının sağlanması,
  • Kürt kadınlara, mülteci ve sığınmacı kadınlara uygulanan eşitsizliklerin ortadan kaldırılması,
  • KSGM’nin güçlendirilmesi (teknik, mali vb) ve kadın haklarına odaklanması,
  • Kalıp yargılar ve zararlı uygulamaların ortadan kaldırılması, ayrımcı söylemlere son verilmesi,
  • Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin durdurulması için, Ulusal Eylem Planının uygulanması, gerekli yasal düzenlemenin yapılması, destek hizmetlerinin düzenlenmesi, farklı dillerde de hizmet verebilen acil telefon hattı kurulması,
  • Kürtajın 10 haftaya kadar, tecavüz durumunda 20 haftaya kadar yapılabilmesinin sadece hamile kadının kararına bağlı olması yönünde yasal düzenleme yapılması,
  • Sözde namus adına işlenen cinayetlerin yeterli şekilde cezalandırılması, kadın intiharlarının ve kazalarının soruşturulması,
  • Evliliklerin resmi olarak gerçekleşmesi ve kayda alınması vb...

Berfu Şeker ise, Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülke tarafından 25 Eylül 2015’te BM Genel Kurulu’nda kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ilişkin genel bir bilgilendirmenin ardından, bu hedeflerden birinin toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak olduğunun, bu nedenle kadın örgütleri için gözlemleme, uygulama ve raporlama süreçlerinin takibinde aktif yer almanın ve gölge rapor yazım süreçlerine katılımın önemli olduğuna dikkat çekti. 

Günün son konuşmacısı olan, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’ndan Canan Arın, Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı Sonuç Bildirgeleri’nde yer alan taleplerin değişimini, kadın hareketinin mücadelesi sonucunda bugüne kadar olan yasal kazanımların neler olduğunu ve geldiğimiz noktada bu kazanımlardan geriye gidişleri anlattı. Arın, 4320 sayılı Kanun’da yer alan eksikliklerin önemli bir kısmının, kadın hareketinin mücadelesi ve yasa yapım süresine müdahil olmasıyla 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da giderildiğini ancak Kanun’un adının ailenin korunması şeklinde düzenlemiş olmasının hâlâ  en önemli sorunlardan biri olduğunu ve tüm dünyada bu tür kanunların aile birliği açısından değil şiddete uğrayan açısından düzenlendiğini söyledi. 

Arın, konuşmasında başlıca önemli yasal kazanımlar olarak, kocanın ailenin reisi sayılmaması, kadının yerleşim yerinin erkeğin yerleşim yeri sayılmaması ya da cinsel suçların adabı umumiye ve nizamı aile aleyhine cürümler yerine cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar olarak düzenlenmiş olmasına değindi. Türk Ceza Kanunu’nun reşit olmayanla cinsel ilişkiyi düzenleyen ve 15 yaşından küçük biriyle her türlü ilişkinin cezalandırılmasını öngören 104. Maddesinin 2. Fıkrası’nı Anayasa Mahkemesi’nin iptal etmesini ise Arın, 15 yaşından küçük bir çocuğun iradesinden söz edilemeyeceği için korkunç bir karar olarak nitelendirdi. 

15 yaşından büyükler arasında ise eşitliği bozacak bir yaş farkı çok olmamak kaydıyla, cinsel ilişki kurulabileceğini söyleyen Arın, Avusturya ve İzlanda gibi ülkelerde bu yaş farkının 3 yıl olarak düzenlediğini, aktardı.

İkinci gün katılımcılar, “Yerel Yönetimlerde Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede İmkânlar, Zorluklar”, “6284 Sayılı Kanun Uygulamaları ve Yaşanan Sorunlar”, “Kadın Örgütleri, ŞÖNİM ve Belediye Danışma Merkezleri: Farklı Deneyimler ve İletişim”, “Göçmen, Sığınmacı, Mülteci Kadınlarla Dayanışma Pratiklerimiz”, “Şiddete Maruz Kalan Çocuklarla Dayanışma Merkezinde ve Sığınakta Çalışma”, “İkincil Travma ve Kendini Koruma/Baş etme Yöntemleri”, “Sığınak/Danışma Merkezi Çalışmasına Yeni Başlayanlar İçin Başvuru Alma” başlıklı 7 atölyede, daha küçük gruplar şeklinde derinlemesine tartışmalar yürüttüler. Bu tartışmalar sonucunda her atölye kendi sonuç bildirgesini hazırladı.

Kurultay’ın son günü ise,  atölye sonuç bildirgeleri sunuldu ve tüm katılımcılar sonuç bildirgelerinde yer alan konuları hep birlikte tartışma fırsatı yakaladı. Bu tartışmalar sonucunda, 19. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı’nın sonuç bildirgesinin içeriği belirlendi.

Kurultay, “Jin Jiyan Azadi”, “Kadın Yaşam Özgürlük” sloganları arasında coşkuyla sonlandı.

Kurultay Sonuç Bildirgesi her yıl olduğu gibi bu yıl da, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yayınlanacak. 

Kadın Sığınakları ve Danışma/Dayanışma Merkezleri Kurultayı Ana Bileşenleri

  1. Adana Kadın Dayanışma Merkezi Ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM)
  2. Adıyaman Yaşam Derneği (AKAYDER)
  3. Antalya Kadın Danışma Merkezi Ve Dayanışma Derneği
  4. Aydın Söke Kadın Sığınma Derneği
  5. Bodrum Kadın Dayanışma Derneği
  6. Buca Evka-1 Kadın Kültür ve Dayanışma (BEKEV)
  7. Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği ve Kadın Danışma Merkezi (ELDER)
  8. Çiğli Evka-2 Kadın Kültür Derneği (ÇEKEV)
  9. Diyarbakır Selis Kadın Derneği
  10. Diyarbakır Ceren Kadın Derneği
  11. Engelli Kadın Derneği (EN-KAD)
  12. Fethiye  Özgür Kadın Dayanışma Grubu
  13. Gökkuşağı Kadın Derneği
  14. İzmir Kadın Dayanışma Derneği
  15. Kadın Dayanışma Vakfı
  16. Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV)
  17. Mersin Bağımsız Kadın Derneği (BKD)
  18. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
  19. Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği
  20. Muğla Emek Benim Kadın Derneği
  21. Muş Kadın Derneği (MUKADDER)
  22. Muş Kadın Çatısı Derneği
  23. Şanlıurfa Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği
  24. Van Kadın Derneği (VAKAD)
  25. Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi (YAKA-KOOP)