Bundan 30 yıl önce, 17 Mayıs 1987 tarihinde, ülkede herkesi eve kapatan 12 Eylül sonrası günlerde yüzlerce kadın “Dayağa Hayır” demek için sokaklara çıktı. Türkiye’de kadınlar ilk defa kamusal alanda dayağa karşı seslerini yükselttiler, “Dayağın çıktığı cenneti istemiyoruz” dediler. Mor Çatı’nın temellerini atan Dayağa Karşı Kampanya’nın ilk ayağı olan bu yürüyüşün Türkiye’deki kadın hareketi ve erkek şiddeti ile mücadele tarihi açısından da önemi büyük.

30. yıl vesilesiyle geriye dönüp baktığımızda, bu topraklarda Osmanlı’dan beri mücadele eden adını bildiğimiz bilmediğimiz kadınları unutmadan; parçası olduğumuz mücadeleler ve kazanımlar tarihini görüyoruz. Erkek şiddetine karşı kadın dayanışmasının gücünü, feminizmin tarihini görüyoruz.

Türkiye’de gündemi meşgul eden konular sıkça değişse de biz kadınların gündemi aynı: Toplumun her alanındaki erkek egemenliği ve erkek şiddeti gündemle değişmiyor ve biz mücadele etmekten vazgeçmiyoruz. Kadınların mücadelesi, kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan Medeni Kanun'un 159. maddesini iptal ettirdi, seks işçisi kadınların tecavüze uğraması durumunda tecavüz cezasının indirilmesini öngören Türk Ceza Kanunu 438. maddesinin kaldırılmasını, evlilik içi tecavüzün bir suç olarak kabul edilmesini sağladı. Sığınakların açılmasını, ev içi şiddeti suç olarak tanımlayan bir yasanın çıkartılmasını sağladı. Biz kadınlar bu ülkede aldığımız her nefesin mücadelesini verdik. 

Son yıllarda ise bin bir mücadele ile kazandığımız haklara göz dikildiğini görüyoruz. Yıllardır yan yana mücadele ettiğimiz kadın örgütleri kapatılıyor, belediyelerdeki kadın danışma merkezlerinin çalışmasını sonlandırmak kayyumların ilk işi oluyor. Kadınların şiddetten uzak hayat kurabilmeleri için gereken sosyal ve ekonomik desteklere erişim günden güne imkânsızlaşırken, aileyi merkeze alan sosyal hizmet politikalarıyla kadınlara şiddet yaşadıkları evlerine dönmeleri mesajı veriliyor. Boşanmaların engellenmeye çalışılması, erken yaşta evliliklerin teşvik edilmesi kadınların aile içine kapatılmak istendiğinin göstergesi. Erkek şiddetinin son bulmasının ön koşulu olan kadın erkek eşitliğini teşvik eden devlet politikaları yerine, “toplumsal cinsiyet adaleti” söylemi altında kadınların geleneksel rollerine hapsedilmeye çalışıldığını görüyoruz. Halbuki en iyi biz kadınlar biliyoruz: Eşitlik olmadan adalet olmaz.

Gündemin yakıcılığına karşı yine de umutsuz değiliz. Çünkü evde, işte, okulda, sokakta hayatın her alanında haksızlığa uğramanın ne demek olduğunu, hayatta kalmak için nasıl taktikler geliştirmek gerektiğini ve karanlıkta feminist politikanın bize ışık olacağını biliyoruz. 

Mor Çatı’da 27 yıldır biz kadınlar birbirimizle dayanışıyor, birbirimizin deneyiminden öğreniyoruz. Bu deneyimler de bize şunu söylüyor: Bir kere çıktık sokağa, geri dönmek bilmeyiz!

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın 25. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle hazırlanan “Feminist Dayanışma ile 25 Yıl” kitabının sayfalarından örnekler ve kitapta yer alan çizimlerin orijinallerinin sergileneceği “Feminist Dayanışma ile 25 Yıl” sergisi 10-26 Mart tarihlerinde Karikatür Evi’nde ziyaretçilerle buluşacak. Sergi kapsamında kitabın çizerlerinden Ayşen Baloğlu, Gülay Batur, Eda Oral Nuhoğlu ve Özlem Çelik'in konuşmacı olduğu "Türkiye'de Kadın Çizer Olmak" adlı söyleşi 12 Mart Pazar 15:00'da Karikatür Evi’nde gerçekleşecek. 

30 kadın sanatçının Mor Çatı’ya bağışladığı eserlerin sergilenip, satışa sunulduğu “İki Soluk Arası Dayanışma” Sergisi 24 Şubat’ta Zapata Moda’da izleyici ile buluştu. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne yaklaşırken Mor Çatı bu kez de kadın sanatçılarla bir dayanışma ağı kurdu. Küratör ve sanatçı Arzu Yayıntaş’ın Mor Çatıyla dayanışmak için kadın sanatçılara yaptığı çağrıya yanıt veren 30 kadın sanatçının desteğiyle gerçekleşen “ İki Soluk Arası Dayanışma” Sergisi’ne ilgi büyüktü. Yasemin Temizarabacı’nın yaptığı açılış konuşmasının ardından Azra Deniz Okyay’ın yönettiği Sulukule Mon Amour filminin gösterimi gerçekleştirildi. 

Mor Çatı’da Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu desteğiyle yürütmekte olduğumuz “Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesinde Önemli Bir Başlangıç: Veri Toplama Modeli Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında ilk olarak Temmuz ayında “Veri Toplama Model ve Sistemleri Bibliyografyası” hazırlamıştık. Bu bibliyografyada öne çıkan başlıklar veri toplamanın şiddeti sonlandırmaya yönelik çalışmalara sunacağı katkılar; yerel, ulusal ve uluslararası aktörlerin veri toplama konusundaki sorumlulukları ve çalışmaları; toplanacak verinin içeriği, veri toplama ve kullanma yöntemleri ile başvurucuların gizliliğinin ve güvenliğinin sağlanmasıydı. 

Sevgili Mor Çatı Dostu,

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne yaklaşırken Mor Çatı bu kez de kadın sanatçılar ile bir dayanışma ağı kuruyor. Kasım ayında Mor Çatı, küratör ve sanatçı Arzu Yayıntaş’ın desteğiyle, dayanışma sergisi için kadın sanatçılara bir çağrı yaptı ve çağrısına 30 kadın sanatçıdan yanıt geldi. Sanatçılardan kimisi Mor Çatı yararına orijinal işini bağışlarken kimisi de kartpostal satışı için eserinin kullanım hakkını verdi.

Mor Çatı’ya destek olan sanatçılar alfabetik sıra ile Arzu Yayıntaş, Ayşecan Kurtay, Azra Deniz Okyay, Balca Ergener, Beyza Boynudelik, CANAN, Çiğdem Yılmaz, Didem Ünlü, Elif Varol Ergen, Ekin Saçlıoğlu, Fulya Çetin, Gözde İlkin, Gülçin Aksoy, Güneş Terkol, H.Berrin Simavlıoğlu, Işıl Güleçyüz, Lara Ögel, Nalan Yırtmaç, Neriman Polat, Nurcan Gündoğan, Özgür Çimen, Özlem Şimşek, Peri Demirbaş, Sevil Tunaboylu, Şafak Şule Kemancı, Tuse Tamer, Ülgen Semerci, Yasemin Özcan, Yeşim Ağaoğlu, Zeyno Pekünlü.

Sanatçılar tarafından Mor Çatı’ya bağışlanan eserlerin sergilenip, satışa sunulacağı “İki Soluk Arası Dayanışma” Sergisi 24 Şubat -24 Mart 2017 tarihleri arasında Zapata Moda’da izleyici ile buluşacak. 

Mor Çatı Dayanışma Merkezi’ne Ocak-Aralık 2016 tarihleri arasında başvuran 912 kadın ve çocukla toplam 2117 görüşme yapıldı. Görüşmelerin % 83,5’i telefonla yapıldı. Bunun yanı sıra, e-postayla yapılan görüşme oranı % 8,6, yüz yüze yapılan görüşme oranı ise  % 7,4 oldu.