Gözaltındaki Hak Savunucuları Yalnız Değildir! İlknur, Nalan, Özlem, İdil ve Tüm Hak Savunucuları Derhal Serbest Bırakılmalıdır!

5 Temmuz 2017 günü, Kadın Koalisyonu üyesi arkadaşlarımız İlknur Üstün ve Nalan Erkem’in de aralarında bulunduğu 10 hak savunucusu, bir sivil toplum eğitimindeyken gözaltına alındı. Uzun yıllar kadın hakları mücadelesine emek vermiş, Türkiye’de kadınlar lehine pek çok değişimin, dönüşümün sağlanması için canla başla çalışmış arkadaşlarımız gözaltında iken birçok hukuk dışı uygulamaya maruz bırakıldı. Örneğin sabah saat 9:30’da gözaltına alındıkları halde, gözaltı kararı 14:30’da çıkarıldı. Arkadaşlarımız, 24 saat boyunca aileleri ve avukatları ile görüştürülmeksizin, nerede oldukları konusunda en küçük bir bilgi dahi verilmeksizin alıkonuldu. Hak savunucusu arkadaşlarımızın, medya ve kimi siyasetçiler tarafından “silahlı terör örgütü üyeliği” gibi akıl almaz ve gerçek dışı bir suçlama ile hedef gösterilmesinin ardından 7 günlük ilk gözaltı süresi, 11 Temmuz’da 7 gün daha uzatıldı. 

Feminist yol arkadaşımız İlknur Üstün’ün de aralarında olduğu, insan hakları ve kadın hakları mücadelesi yürüten sivil toplum kuruluşu üyeleri, dijital güvenlik ve insan hakları konulu bir toplantıya yapılan polis müdahalesi ile  gözaltına alınmıştır. 

Mor Çatı’nın bileşenlerinden olduğu, kadınların toplumsal ve siyasal hayata eşit katılımı konusunda mücadele eden bir ağ olan Kadın Koalisyonu’nu temsilen toplantıya katılmış olan İlknur Üstün, kadına yönelik şiddetle mücadele dahil birçok alanda çalışmış, kadın çalışmalarına büyük katkılar sağlamış bir kadındır. 

Sivil toplumun güçlendirilmesi ve savunuculuk alanında çalışma yürüten arkadaşlarımızın gözaltına alınmasını, gözaltında oldukları sürede yakınlarına, avukatlarına ve kamuoyuna bilgiye erişim hakkının kısıtlanmış olmasını kınıyoruz. Gözaltına alınan insan hakları savunucularının  bazı medya mecralarında "ajan" ve toplantılarının "gizli toplantı" olarak ifade edilmesi ise, insan hakları savunucularının kriminalize edilmeye çalışılması ve toplantı yapma, örgütlenme gibi temel hak ve hürriyetlerine medya aracılığı ile saldırmaktır. 

Gözaltı, tutuklama, faaliyetleri yasaklama ve durdurma gibi uygulamalarla kadın örgütlerine ve kadın-erkek eşitliği ile insan hakları için mücadele edenlere yönelik baskılar ve güçsüzleştirmeye çalışma politikaları son bulsun!

 

Mor Çatı olarak arkadaşlarımızın ve insan hakları mücadelesinin yanındayız!

Mor Çatı kurucularından, Türkiye feminist hareketinin öncülerinden Şirin Tekeli'yi kaybettik, üzüntümüzü de bize kattıklarını da ifade edebilecek pek söz yok...

Kadın dayanışmasının daha fazla kadına ulaşmasının yollarını arayan feministlerin hayal ettiği, mücadele edip kurduğu Mor Çatı'da birlikte güçlendik, mücadele ettik. Mor Çatı'yı mümkün kılan, bu mücadelede yer alan kadınlardan olduğun için sana minnettarız.

Kadıköy Belediyesi'nin geçen yıl başlatmış olduğu Potlaç Kadın Emeği Pazarı uygulaması bu yıl da devam ediyor. Mor Çatı standı bu yıl da Potlaç’ta olacak. Herkesi tanışmaya ve dayanışmaya bekliyoruz. 

Tarih: 10-11 Haziran 2017 
Saat: 10.30-22.00 
Yer: Moda Çay Bahçesi Arkası

Bundan 30 yıl önce, 17 Mayıs 1987 tarihinde, ülkede herkesi eve kapatan 12 Eylül sonrası günlerde yüzlerce kadın “Dayağa Hayır” demek için sokaklara çıktı. Türkiye’de kadınlar ilk defa kamusal alanda dayağa karşı seslerini yükselttiler, “Dayağın çıktığı cenneti istemiyoruz” dediler. Mor Çatı’nın temellerini atan Dayağa Karşı Kampanya’nın ilk ayağı olan bu yürüyüşün Türkiye’deki kadın hareketi ve erkek şiddeti ile mücadele tarihi açısından da önemi büyük.

30. yıl vesilesiyle geriye dönüp baktığımızda, bu topraklarda Osmanlı’dan beri mücadele eden adını bildiğimiz bilmediğimiz kadınları unutmadan; parçası olduğumuz mücadeleler ve kazanımlar tarihini görüyoruz. Erkek şiddetine karşı kadın dayanışmasının gücünü, feminizmin tarihini görüyoruz.

Türkiye’de gündemi meşgul eden konular sıkça değişse de biz kadınların gündemi aynı: Toplumun her alanındaki erkek egemenliği ve erkek şiddeti gündemle değişmiyor ve biz mücadele etmekten vazgeçmiyoruz. Kadınların mücadelesi, kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan Medeni Kanun'un 159. maddesini iptal ettirdi, seks işçisi kadınların tecavüze uğraması durumunda tecavüz cezasının indirilmesini öngören Türk Ceza Kanunu 438. maddesinin kaldırılmasını, evlilik içi tecavüzün bir suç olarak kabul edilmesini sağladı. Sığınakların açılmasını, ev içi şiddeti suç olarak tanımlayan bir yasanın çıkartılmasını sağladı. Biz kadınlar bu ülkede aldığımız her nefesin mücadelesini verdik. 

Son yıllarda ise bin bir mücadele ile kazandığımız haklara göz dikildiğini görüyoruz. Yıllardır yan yana mücadele ettiğimiz kadın örgütleri kapatılıyor, belediyelerdeki kadın danışma merkezlerinin çalışmasını sonlandırmak kayyumların ilk işi oluyor. Kadınların şiddetten uzak hayat kurabilmeleri için gereken sosyal ve ekonomik desteklere erişim günden güne imkânsızlaşırken, aileyi merkeze alan sosyal hizmet politikalarıyla kadınlara şiddet yaşadıkları evlerine dönmeleri mesajı veriliyor. Boşanmaların engellenmeye çalışılması, erken yaşta evliliklerin teşvik edilmesi kadınların aile içine kapatılmak istendiğinin göstergesi. Erkek şiddetinin son bulmasının ön koşulu olan kadın erkek eşitliğini teşvik eden devlet politikaları yerine, “toplumsal cinsiyet adaleti” söylemi altında kadınların geleneksel rollerine hapsedilmeye çalışıldığını görüyoruz. Halbuki en iyi biz kadınlar biliyoruz: Eşitlik olmadan adalet olmaz.

Gündemin yakıcılığına karşı yine de umutsuz değiliz. Çünkü evde, işte, okulda, sokakta hayatın her alanında haksızlığa uğramanın ne demek olduğunu, hayatta kalmak için nasıl taktikler geliştirmek gerektiğini ve karanlıkta feminist politikanın bize ışık olacağını biliyoruz. 

Mor Çatı’da 27 yıldır biz kadınlar birbirimizle dayanışıyor, birbirimizin deneyiminden öğreniyoruz. Bu deneyimler de bize şunu söylüyor: Bir kere çıktık sokağa, geri dönmek bilmeyiz!

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı