
|
Kamu Çalışanlarının
Sorumluluğu |
|

|
|


|
|

Sığınaklar Yetersiz; Ulusal Eylem Planı Sığınakları ve Sorunları Erteliyor!
08.03.2008 |
 |
| |
Kadınlar 8 Mart 2008'e Şişli Belediyesi'nin destek sağladığı ve Mor Çatı'nın yürüteceği yeni bir sığınakla giriyor. Şişli Belediyesi yasaların öngördüğü sorumluluğu yerine getiren az sayıdaki belediyeden biri. Nüfusu 50 bini aşan belediyelerin sığınak açmasını öngören 5393 sayılı yasaya göre belediyelerin açtığı sığınak sayısı en az 200 olmalı. Oysa üç büyük kentin büyükşehir belediyelerinin bile henüz sığınağı yok. Dahası geçtiğimiz günlerde açıklanan Ulusal Eylem Planı'nda da bu konu öncelikler arasında yer almıyor.
Başbakanlığa bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan, Kadın, Aile ve Çocuktan Sorumlu Bakanın imzasını taşıyan Ulusal Eylem Planında belediyelerin sığınak açmasını sağlayacak acil önlemlere yer verilmedi, bunun gerçekleşmesi 2010 yılı ve sonrasına ötelendi. Yine Eylem Planında sadece belediyeler yasasında değil, diğer yasalarda da kadınların yaşamına mal olan sorunlu uygulamalarla ilgili olarak yeterli önlem yok. Gerçekçi bütçelerin ayrılması, hakim ve savcılar için kısa vadede mesleki eğitimlerin gerçekleştirilmesi, meslek odalarının bu konuda harekete geçirilmesi gibi çalışmalar yerine, hemen yapılacaklar arasında evlilik başvurusu yapan çiftlere haklarının anlatılması, yasalardaki sorunların bilinmiyormuş gibi tespiti, incelenmesi sayılmakta.
Oysa yasaların cinsiyetçi bakış açısıyla uygulanması pek çok kadının yaşamına mal oluyor. İşte son aylarda gazetelerde yer alan örneklerden bazıları:
- 11 yaşında üvey babası tarafından tecavüz edilerek hamile bırakılan kız çocuğunun beden ve ruh sağlığında tahribat oluşmadığına dair Adli Tıp Kurumu rapor düzenledi. İlgili Mahkeme rapor doğrultusunda ceza artırımına gitmedi.
- Sevgi Ağuş'un 'cilveli konuştuğu', Alev Er'in 'piercing taktığı', Oya Can'ın 'beyaz tayt giydiği' gerekçeleri ile öldürülmelerinin ardından, katillerine mahkeme tarafından “haksız tahrik” indirimi uygulandı.
- 2 kişi tarafından dövülüp 4 gün boyunca tecavüze uğradığını belirten Rus uyruklu, İrina Ryabchenko'nun tecavüz zanlıları “Yabancı uyruklu kadınların Türkiye'ye ne amaçla geldiklerinin bilinen bir gerçek olduğu, ancak kadın pazarlayıcıları ile aralarındaki menfaat sürtüşmesinden kaynaklanan iddiaların abartılmış olduğu sonuç ve kanaatine varıldığından ırza geçmenin tıbbi delillerinin mevcut olmadığı...” gerekçesi ile beraat ettirildi.
- 32 yaşındaki Nermin Ardıç, özel bir televizyon kanalında yayımlanan programa çıkarak gençliğinde babası Ersin Kaygas’ın tecavüzüne uğradığını belirtti, Ardıç’ı öldüren babası televizyon konuşmasını gerekçe göstererek “haksız tahrik” indirimi sağladı.
- 31 Aralık 2007 gece yarısı kameralar önünde onlarca kadına yüzlerce erkek tarafından cinsel saldırı suçu işlendi. Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinde net olarak tanımlanan ve alt sınırı 4 yıldan başlanan bu suç, “kabahat” olduğu gerekçesiyle 57,00 YTL ile cezalandırıldı.
Yarın kutlanacak 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü’nde kadınlar öncelikle yaşam haklarının güvence altına alınmasını bekliyorlar. Türk Ceza Kanununun “haksız tahrik”le ilgili maddesinin yasanın özüne aykırı biçimde kadına yönelik şiddeti meşru kılan bir biçimde uygulanmamasını, 4320 gibi çok önemli bir yasa işlemez durumda iken yönetmeliğinin çıkarılması için 10 yıl geçirilmemesini, belediyelerin sığınaklarla ilgili yükümlülüklerini bir an önce yerine getirmesini bekliyorlar.
Ulusal Eylem Planı kadınlara ne diyor?
Kadın, Çocuk ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanının da imzasını taşıyan Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planında bu konuyla ilgili acil yapılması gerekenlerin 2010 ve sonrasına ertelenmeye çalışıldığı görülüyor. Örneğin Planın hedeflerinden biri yasal düzenlemeler ve uygulamadaki aksaklıkların ortadan kaldırılması. Ancak bunun nasıl gerçekleştirileceği son derece belirsiz. Kısa vadede yapılacaklar arasında mevcut yasal düzenlemelerde şiddetin tüm boyutlarıyla ele alınması, incelenmesi, tespiti, model oluşturulması sayılıyor. Oysa kadın hukukçular tarafından yasalardaki aksaklıklar uzun bir süredir zaten bütün açıklığı ile ortaya konmuş durumda ve asıl yapılması gereken bunları yeniden tespit etmek değil, sonuç alıcı adımları bir an önce atabilmek.
Ulusal Eylem Planında ayrıca şiddetle mücadelede büyük önem taşıyacak, kadının sosyo-ekonomik durumunu güçlendirecek düzenlemelerden söz edilmekte. Bu doğrultuda öncelikle şu anda sığınaklarda kalan, ya da yer bulup kalmayı düşünen kadınların güçlendirilmesi beklenebilir. Çünkü kadınların iş bulamadıkları ya da çocukları için yeterli bakım koşulları sağlanamadığı koşullarda birçok kez şiddet ortamına geri dönmek zorunda kaldıkları, canlarının tehlikede olduğu bilinmektedir. Oysa Eylem Planı asıl olarak zaten eğitimle ilgili tüm kurumların dikkate almak zorunda oldukları kız çocuklarına yönelik ayrımcılıkla ilgili eğitsel faaliyetlere öncelik tanımaktadır. Kadınların istihdamına dönük olarak hedeflene çalışmalar da şu ana kadar sonuçsuz kalmış, kalıcı ve geçinilebilir bir ücret sunamayan meslek edindirme kursları ile sosyal güvencesiz çalışmayı teşvik edecek mikro kredi uygulamalarından ibarettir.
AB ile uyum çerçevesinde çocuk bakım sorumluluğunu anne ve baba arasında paylaştıracak eşitlikçi bir yasal düzenleme gibi gerçekçi uygulamalar ise belirsiz bir tarihe ertelenmiştir. Eylem Planında göze çarpan bir diğer önemli nokta, belediyeleri sığınak açmaya zorlayacak çözümlere ağırlık verilmediği halde, kadına yönelik şiddetle mücadelede, aile danışma merkezlerinin öne çıkarılmasıdır. Kadına yönelik şiddete karşı mücadelenin ilk koşulu kadından yana tavır alabilmektir, çünkü şiddetin kaynağında toplumda var olan eşitsizlikler bulunur. Şiddet yaşayan kadınlar, sığınağa değil de, şiddet gördükleri eşleri ile yüz yüze gelebilecekleri aile danışma merkezlerine yönlendirilirse can güvenlikleri tehlikeye atılmış olur.
Sığınaklar açılsın, kadınlar güçlensin!
Kadınların güçlenmesi, onları şiddetsiz bir yaşama hazırlayacak desteklerin verilebilmesi ile mümkündür. Bu destekler, sığınak ve dayanışma merkezlerinin açılmasından, iş olanaklarının, sosyal güvencenin sağlanmasına kadar uzanan önlemleri gerektirir, Ulusal Eylem Planında olduğu gibi projelere havale edilemez. Devlet ve belediyeler, kadınları güçlendirecek sosyal politikalar oluşturmalı, kadınların zaten çok sınırlı olan sosyal güvenlik haklarını daha da daraltacak uygulamalardan vazgeçilmeli, kadına yönelik şiddetle ilgili yasaların, 4 Temmuz 2007 tarihli Başbakanlık Genelgesinin gerekleri derhal yerine getirilmelidir. |
| |
| |
  |
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
1990 yılında kurulan Mor Çatı, ailede kadına yönelik şiddete ve şiddeti doğuran erkek egemenliğine karşı mücadele ediyor, bu amaçla kadın dayanışması oluşturuyor. Dayağa Karşı Kadın Dayanışması kamyanyasının ardından kurulan Dayanışma Merkezi Türkiye'de ilk kez ve aralıksız biçimde ailede şiddet gören kadınlara hukuki, sosyal, psikolojik destek sağladı. 1995-1998 yılları arasında bağımsız bir sığınak açan Mor Çatı, 2005 Eylül ayından bu yana da Beyoğlu Kaymakamlığı'nın giderlerini karşıladığı bir sığınak faaliyeti yürütüyor. Ayrıca Avrupa Birliği'nin , "Kadına Karşı Şiddet ile Mücadele Hibe Programı" çerçevesinde finanse edilen « Ev içi Şiddete Karşı Kadınların Dayanışma Merkezleri Aracılığıyla Güçlendirilmesi" projesi yürütülmektedir. |
|

|